aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2009 Pazar

EVRENSEL VAROLUŞ VIII - Bağışlamak ve Kendini Sevmek

EVRENSEL VAROLUŞ VIII - Bağışlamak ve Kendini Sevmek

“İnsan; kendisini Ol’muş Ol’duğu, Ol’acak Ol’duğu ve Ol’uyor Ol’duğu haliyle sonsuz kadar bağışlayıp sevemedikçe; aydınlanma; maddesel Alemin yeni bir din “fantezi” olmaktan ileri gidemeyecek.”

Sonsuz Şimdide “Bir” gün gelir, İnsanın kendisine Ol’An borcunu da ödemesi gerekir.

İnsanın “kendine” Ol’An borcu; kendi adına; kalbinde yaşamayı arzu edip de şimdi burada fiziksel Alemde çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle gerçek kılamadıklarıdır.
İçsel ve dışsal illüzyon nedenler birleşir ve kişinin yolu boyunca yanarak ve yangınıyla; kendini ve etrafını aydınlatacağı karanlıkların malzemesini oluşturur.
Karanlık; kimi zaman toplumsal bilincin sınırları, belletilmiş amaçlarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz, içimize örülmüş ayırt edemediğimiz kalıplarımız bağımlılıklarımız, şimdiye kadar var olmamızın nedeni saydığımız gerekçeler; sözde sevgiler, sevgililer ile yaşanmadan geçmiş ve alışkanlık olmuş uzun yılların ve küskünlüklerin hesabı kitabı ve beklentileri ve en önemlisi var olduğunu sandığımız ama bir türlüde tam olarak tüm hücrelerimizde hissedemediğimiz Sevginin kaybı korkusu ve arkasından gelen yalnızlıktır.

Bir şairimizin dediği gibi bu yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Öyle bir yalnızlıktır ki her An’da yüreğimizde aşka sevgiye yaşama ve insanlığımıza yavaş yavaş fark etmeden öldüğümüz yalnızlıktır.

Yalnızlık fiziksel Alemlerin çoklu görünüşünde yalıtılmışlık duygusudur. Kimse kimseyi anlamaz görmez ve duymaz. Çaresizliktir. Varlık tekamül ettikçe yalnızlık paylaşılmaz ama anlaşılır olur. Anlaşılır Ol’ması varlığın kendinde yeni kendi adına yarattığı kavrayışın sabitesinden ışıyan ışıktandır.
Yeni kendinin kavrayışının sabitesinin; Ruh Duruşuna geçişi bir bilinç eşiğini atlamayı gerektirir.
İnsanoğlu için belki de Sonsuzluğun Gözlerine ilk kez kararlı bir şekilde baktığı ve bakabildiği yerde de merkezlenmeyi ve Ruhunda Durmayı seçtiği An’dır.
Kısaca gerçek bir liyakat sınavıdır.
insanın kendinden kendine Ol’An ve istisnasız her hücresinde ve boyutunda farkında Ol’duğu Bir sınavdır.
Ve sınavın konusu Sevgidir.
Sevgi; kendini ne kadar sevdiğinin hissedişidir.
“Kendini” bulmak için veya bilmek için veya gerçek kılmak için neleri; kendinden başka bırakabileceğinin liyakatidir.
Liyakat; insanın sadece ve sadece “kendisi” Ol’duğunda geçebileceği veya aşabileceği Bir bilinç eşiği Ol’duğundan; neredeyse kılıçtan keskin köprülerden, iğne deliklerinden ve de atom altı kuantum alanından; yani yoktan “Kendini” yeniden var etmektir. Bu ancak ve ancak bir insanın kendisi için yapabileceği ve liyakati insan bedeninde görülüp hissedilerek onayı verilebilecek bir haldir.

Bu Bilinç Eşiğini aşabilmek için orada durup kendisine Ol’An; sadakatini; vefasını; yerine getirmesi gerekir. Sadakatin yerine getirilişi; kendisini bağışlamasıdır.

Bağışlamak; sürekli acı ve kederi deneyimleyeceği durumları yarattığı ve duygu besini olarak bu duygulara kendisini bağımlı hale getirdiği için, bağımlılıklarından, korkularında ve nice sefil ve çaresiz durumları üreten duygularından vazgeçemediği için; öncelikle kendisini suçlamayı bırakarak özgür kılmasıdır.
Bağışlamak; tüm bu acıları yaşarken; “Kendisini” sevgiden, aşktan, iyilikten, güzellikten uzak tutuğu için ve yaşanmayan yıllar ve An’lar için hayıflanmaktan vazgeçmesidir.
Ve bağışlamak; şefkatle varılabilen bir -kavrayış- Ol’duğundan; hissedişlerin eşliğinde gerçekleşebilendir.
Ve tüm hücrelerimizde yankılanan ve titreşen kendimize şefkatin ve bağışlamanın verdiği “Anlayıştan”; “Kendinin Sevgisi” içimizdeki karanlığın ufkundan aydınlanmaya başlar.
Ve gerçekten O An’da HER YER Aydınlanır.

Ve insan ilk defa “Kendini” O’nun gözleriyle birlikte görür.
Ve basitçe kendini sever.

Ve Aydınlanmayla; İnsanın kendine Ol’An borcu ödenir.
Kendine borcunu ödemek; insanın; “Kendisini Sevmesidir”.
Bu An’dan sonra yol gerçek anlamda yeniden başlar. Fakat bu sefer niteliği değişir. Ve yaşamın ta kendisi Ol’ur. Yol siz Ol’ursunuz.

Kendini sevmek; kendine şefkat duyarak her An’da kendini kendinde bağışlayarak; dilediğin gibi yaşamak ve Ol’mak için kendine izin vermek ve ne isen O Ol’maya gayret etmektir. Kendine dünya veya ahret mali mülkü şanı payesi unvanı mekanı zamanı ve bilgisi için ihanet içinde olmamaktır. Yüreğinde yaşamak istediklerinden vazgeçmemektir.

İnsan kendisini bağışlayıp bağışlamadığını sevip sevmediğini bilir.
İnsan kendisini bağışlamadan ve sevmeden kendisi olamaz.
Ol’dum diyorsa da “kendisi” değil başka bir şeydir ya da “kimliktir”. Ama kendisi değildir.
Ve insan kendisini sevmeden, bir diğeri sandığı başka kendisin de sevemez.
Sevdim diyorsa da illüzyondur.
İnsan kendisini sevdikten sonra Sevgiyi ve Aşkı yaşayabilir ve yaşanmasına vesile olabilir.

“Aşkı ve Sevgiyi” kendinde bilmeyen; nereden bilebilir ki bir başkasını sevmeyi.
Ve nasıl bakabilir ki bir diğerinin yüreğine temiz bir ayna gibi.
Ve nereden bilebilir ki bir ayna Ol’duğunu bilmiyorsa eğer sevmeyi.

İnsanlık Ol’arak Hep Bir’likte geldiğimiz Bilincin Değişim Eşiğinde; lütfen
O kadar kendinize şefkat Ol’unuz ki kendinizi her şey için bağışlayınız ve
“Kendinizi” seviniz.
Hiç kimsenin sizi bu dünyada sevmediği kadar seviniz.

O kadar seviniz ki illüzyonlar dağılsın yüreğinizden, prangalar sökülsün ayaklarınızdan, kelepçeler düşsün ellerinizden.
Çünkü; illüzyondan boşalan yere tüm haşmetiyle gerçek “Siz” dolacaksınız.

Kendinizi sevmeye başladığınızda ilk kez gerçekten dünyayı da görmeye başlarsınız. Aynı şekilde Dünyada gerçekten “sizi” görmeye başlar ve gizemlerini size gösterir, armağanlarını sevgiyle sunar.
Daha önce göstermemesinin nedeni; kendini sevmeyene her şeyin örtülü olmasındandır.
Örtülü olması varlığın “kendini” bilmemesidir.
Örtülü olmak aynı zamanda kendini bilmemenin cehenneminde ve azabında olmaktır. Kendini bilmemek ruhun gözleri ile kendini görememektir. Ruhun “Görüşü” ve Gözleri sevgidir. Sevgiyle görebilir.
Sevgi yoksa her şeyi “”Ol’duğu gibi “Görüşte”” yoktur.
Ol’Anı Ol’duğu gibi görmek sırları da görmek demektir.
Bu nedenle sevgi önemlidir.
Bu dünyada hep ertelenen, geriye bırakılan ihmal edilen önem atfedilmeyen “Sevgi” aslında tüm Alemlerin peşinde koşturduğu ve bu dünyada gerçek Ol’ması için bir insan Ol’arak bizlerin önünde ve huzurunda el pençe divan durarak hatırlayışımıza vesile olmaya hizmet ettikleri ve hatırlayışımızla ortaya çıkacak olan sevgi O’nun Mücevheri’dir. Değil Cennetlerin, her Alemin “Anahtarıdır”.

Kendimizin dışında; hala sevgi, saygı, onaylama, onaylanma, alkış otorite, guru, bilge, bilgi, kurtarıcı, mesaj, melek, kanıt, ispat, işaret, titreşim, yol arıyorsak ve arayışımızı bitirmediysek bu kendimizi sevmediğimizin,
örtülerin kalkmadığının da delaletidir.

Kaçmak- kurtulmak isteği; kurtarıcı - kurtuluş formülleri, medet - çare olma ve arama girişimleri, içimizde karanlıkların kapısının hala örtülmediğinin, korku realitesi olasılıklarının; potansiyellerimizden sonsuza kadar silinmediğinin ve temizlenmediğinin işaretidir.
Bu ise yaşamlarımızda illüzyon da olsa sefilliğin yoksulluğun acının bir şekilde sahneleneceği anlamına gelir.
Hele ki Amerika’dan başlayan ekonomik kriz oyunu psikolojik ve ruhsal çöküntülerle ve üstüne üstelik bölgesel savaş ve nükleer tehditlerle adrenalini artırarak; sergilenmeye devam etme eğilimine girmişken içimizde olanlara son kez bakıp; her şeyin oyun olduğunu ve anlamsızlığı görerek, artık tüm oyunlardan kendimizi azat etmenin ve kendimizi bağışlamanın ve yüreğimizde yaşamaya başlamanın tam momentidir.

Hep başkalarından hesap sormaya ve her şeyin “Nedenini” kendisinden başka her şeyden bellemiş bir toplumsal bilinçten “Kendimizin Sorumluluğunu” alarak kendi kendimize liyakatimiz vererek “Evrensel İnsan” Ol’maya niyet ettik.
Kendi göbek bağımız kendimiz keseceğiz.
Bundan sonra “Nedenimiz” kendimiz Ol’acağız.
Çünkü biz kendisini unutmuş “kendisiyiz”.
Bilir de fiziksel alemlere çıkış yaparsak ne ala bilmezde sonsuzlukta yine kendimiz Ol’An sonsuzluğa dağılırsak oda pekaladır. Seçim meselesidir.

Biz O’nun eonlar süren sonsuz zamanlarda, şaheseri üzerinde çalışan bir usta gibi An be An sevgisiyle aşkıyla ortaya çıkardığı bin bir türlü güzellikte bezediği ve tüm var oluşu bizin gözlerimizden, bizim yüreğimizden, bizimle birlikte seyreyleyebileceği “Yaradılışıyız”.
Yarattığıyız.
Bu anlamda ve manada biz her “Şey”iz.

Biz kendimizi seversek; Gönül Dergahı’na girebilirsek ve perdeleri kaldırabilirsek “Varoluş”; kendini -Yaradılışta-; şimdiye kadar hiç olmadığı gibi seyre dalacak.
Sırların sırrı açılacak.
Her yerlere Aşk saçılacak
Sevgi yansıyacak.

Eğer biz; yürüdüğümüz Yol’dan sonra hala sevgide neşede coşku da kısaca Var Ol’uşun sevincinde değilsek; her gün bekleyişimiz ve arayışımız büyüyorsa bir An için durup, kendimize sormamız hayrımızadır.
Tüm bu yaşadıklarımın içinde Aşk ve sevgi nerede?
Yaşananların içinde Aşk, sevgi, neşe yok ise; inanın An’lar boşunadır. Yaşanmamıştır.
Ne Siz, ne An, ne O; gerçek Ol’mamıştır.

Biz sevginin ne olduğunu bilenleriz. Çünkü arayanlarız.
Yaşantımızda artık “Sevgi” Ol’mayanlara hayır dediğimiz zaman; sevgi bizim içimizde ışımaya başlar ve bizim için sevginin bir süre içimizde pırıldamasına ve Ruhumuzu kamaştırmasına izin verdiğimizde ve bu izin verişte bir müddet durabildiğimizde artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İllüzyon dağılır.
Ve dağılan illüzyonun yerine “kendimiz” Ol’An sevgi tamamen dolar.
Dolan sevgi bir süre sonra taşar ve sevginin ve aşkın yansıması tüm evrenlere yansır ve Evrenleri ve Alemleri de aşar.
Aşkın Ol’uruz.

Arayanlar olarak her seferde hatırlayacağımıza söz verdiğimiz; “Kendinin” sevgisidir.
Ve ilk “Nedendir”.
Ve Neden; sadece ve sadece İnsanın; “Kendisidir”.
Savaşa cehalete zulme
Ve zihnine dolanan sefilliğe
Ve insanın Gaflet uykusuna
Rağmen…
Kalabalıkların karanlığı
Eriyebiliyorsa yüreğinin kuytularında…..
Ve Sessizce Yürüyebiliyorsan “Kendine”
Ve “Nedenin”
Sadece ve sadece SEVGİYSE
Beklediğin
Ve özlediğin
Ve “Nedenin”
Ebedi Şafaklarda ışıyan
“Sensin”

Sen
İşte o zaman “BEN’sin”

Nilgün Nart
11.01.2009 İstanbul / Türkiye

30 Eylül 2008 Salı

EVRENESEL VAROLUŞ V – Sevmek Var Ol’maktır

EVRENESEL VAROLUŞ V - Sevmek Var Ol’maktır.

SevdiğinizdeYalnız değildiniz
Yalnız Değilsiniz.
Asla yalnız Ol’madınız.
Çünkü; sevdiğinizde ve sevgi Ol’duğunuzda bütün Evren sizinle birlikte Ol’ur. Şah damarınızda nabız gibi atar.

Sevgi; Var Ol’uşun biçimidir.Ve; Var Ol’uş önce kabı yaratır içine akmak için. Kap; biçim Ol’An insandır. Sonra Var Ol’uş biçimin içine üfler, sevgi Ol’arak doldurur kabı; İnsanı.

İşte tam bu An’da Hadis-i Kudside “yere göge sığmam mu’min kulumun kalbine sığarım” buyurduğu gibi, Var Ol’uş; İnsan, sevgi Ol’duğunda insanın içine dolandır. İnsan’da tecelli Eden’dir.
Sevgi basitçe Ol'maktır.
Tam ve Bütün Ol'maktır.
Tam ve Bütün isek eksik olamayız.
Eksik Ol'duğumuzu sanıyorsak da yanılsama içindeyizdir.
Eksiklik algısı yanılsamadır.
Sevgi Ruh için tıpkı nefes almak gibidir.

Nefes beden içindir. Fiziksel Yaşamın devamı ile ilgilidir.Ya nefes alırsınız yaşamdasınızdır.Ya da nefes almazsınız ve yaşamda değilsinizdir. Ölüsünüzdür.

Sevgi Gönül-Ruh ile ilgilidir. yüreğinizde manalardan Ol’uşan Ebedi Yaşamın devamı ve fiziksel dünyada da geçek kılınması ile ilgilidir.
Ya sevgisinizdir. Sevgi sizden akmakta ve taşmaktadır. Canlısınızdır. Ya sevgi değilsinizdir.
Sevgiyi hissedememekte, sevgi olamamaktasınızdır. Cansızsınızdır.

Nefes almak; fiziksel varlığın fiziğinde Ol’An bir kendiliğindenliktir. Basitçe nefes alırız.

Sevgi; tıpkı nefes almak gibi varlığımızda basitçe kendiliğinden Ol’duğunda gerçek Ol’uruz.

Fakat sevgi; illuzyon alemlerinden Ol’uşa çıkarken, kendimizi yüreğimizde ki gibi gerçek kılmak isterken mana ve görüntü kırılmasına uğrar.
Kırılma; manada eksik algıya ve ayrılığa, görüntüde ise çokluğa ve ikiliğe neden Ol’ur.Burada Tekamülün Yasası devrededir.
Aslında yine her şey yüksel planlardan bakıldığında bir şekilde sevgidir, sevgidendir. Çünkü her yerde Ol’An ve görünüşe çıkan, yine kendini kendi Aleminde arayan; ve sevgiyi; kendini “sevgi Ol’arak” gerçek kılmaya (hatırlama) çalışan O’ndan başkası değildir.

Bütün bu telaş ve kaos; kendini unutuşun ve için için yeniden yanıp tutuşan kendine kavuşma arzusunun; Aşkın, görünüşe çıkmasından başka bir şey değildir.

Kendini “unutuş-hatırlayış”=Tekamül; Bir’in İlk Yasasıdır.
Bir; Hep ve Hiç Ol’Andır.
Hep ve Hiç Ol’ması Varlığının doğasıdır.
Yok Ol’abildiği için Var’dır. Ve var Ol’abildiği için de yok Ol’ur. Döngünün; hepsi ve hiçi “kendisidir”.
Basitçe Var’dır.Şimdi Buradadır. Ben Ben’imdir.
Kendini unutur. Ve kendine evrilmeye -tozadan taştan nebattan hayvandan bilinçli varlığa- kendini hatırlamaya başladığındaki süreç Tekamül Yasaları ile şekillenir.

Bir; evrenlere kendini kendinde unutup varlığını kendinde bilmek için açılır. Açılım; genişleme ve genişleyen bilinçte kendini Sonsuz ve Sınırsızca; sonsuzluğunu ve sınırsızlığını bilme ve bildikçe kendini her bildiği varlıkta bir kez ve sonsuz kez daha kucaklamak ve kendini her varlıkta ayrı ayrı Ol’uşlarını sevmek ve istisnasız her Ol’uşta kendi güzelliğini seyreylemek içindir.

“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim” hadisinde Tekmülün Yasası ifade bulduğu gibidir.

BİR; hiçlik, kozmik ilke - kozmik prensibin dahi Ol’madığı An’daki Ol’An veya Ol’mayan ne ise Bilinmeyen -Ne karanlıktır-, -Ne ışıktır-.

Sadece ve yalın ve basitçe Bir’dir ve “O” Bir “O”dur.
Aynı zamanda kozmik ilke ve kozmik prensiptir.
Hiçbirisi Ol’mayan Bir’dir.
Var Ol’uş; O’nun; kendini kendinde bilme ve kendini her şeyde sonsuz kez sevme Arzusudur.
Hayat; O’nun -Görünüşe- çıkmış “Var” Ol’uşudur.
Var Ol’ma Arzusudur.
Varoluş O’nun; Sonsuz Şimdideki “Varlık” Ol’ma Neşesidir.
Tek’likten çokluğa çıkışta O’na Ol’Andır.
Işık gibi parlayan ve Evrenleri perde perde coşkuyla görünüşe çıkarandır.
Neşe; varlığın yaratım enerjisidir.
Kıvılcım gibidir; tıpkı çiçeklerin birden patlayıp çiçek açması, denizlerin dalgaları sahile vurması, şimşeklerin rahmetleri yağdırmadan önceki kıvılcımları, yada evrenlerin ortaya çıkışındaki ve her An varlığımızda irili ufaklı patlayan bing banglerdir. O’na Ol’Anlardır. Kısaca neşedir.

Ruh; kendini bildiğinde, kendini her yerde gördüğünde, kendi doğasını hatırlar. Aydınlanma; O’nun, Ol’makta Ol’duğu; NEŞEnin hatırlanmasıdır.
Hatırlar. Neşe Ol’ur. Vecde girer.
Vecd; Kendini her yerde bulmanın sevincidir.
Kendini bulmanın sevinci “Cenneti Dünyaya indirmektir”.
Dünya veya “Yuva”-Şimdi Burada- Ol’manın farkındalığıdır.
Cennetler Dünyadan yaratılır.
Ve bizler dünyadan yarattığımız cennetlere yükselebiliriz.

Ve “Çocuk gibi Ol’madıkça cennetin kapısından giremezsiniz” diyen Hz İsa basitçe “Kendini Bil”, sevgi Ol’duğunu ve her yerde kendinin Ol’duğunu bil, bilki sevebil, demişti.

Bu nedenle aslımızı Ol’An sevgiyi unuttuğumuz her An gerçekten de cehennemdir.

İçimizdeki boşluğu dolduramayışımız, kendimizi yüreğimizden başka her yerde arama çabamız, aradıkça mekanın sınırlarına ve zamanın şartlarına ruhunuzun hapsoluşu, incinmemek için takındığımız maskeler ve ruhumuzun etrafına ördüğümüz duvarlar ve gittikçe derinleşen yalnızlığımız, anlaşılamamanın ve kendimizi bulamanın derinliğinde eriyemeyişimiz. Bilen için her biri incidir. Hazineden armağandır. Sevgilidendir. Tekamülün Yasasıdır.

Allah’a şükürler Ol’sun ki sonuç ta her birimizin dönüşü Hazineye’dir. O’nadır.

Dünyada Şimdi Burada içimizde ve dışımızda dönen kaosların – İlluzyon (yokluktan) arasından geçip düzene gerçeğe ( varoluşa) geçiyoruz. Yükseliyoruz. (oyunu fark edip, tam ve bütün Ol’duğumuzu hatırladıkça, yani yoktan Var Ol’dukça, korkuyla ve korkuyla ilgili her şeyi bırakıp, sevgiyle var Ol’mayı seçtikçe genişliyoruz.)

Sevdikçe gerçeğiz. Sevdikçe Var’ız.
Sevmediğimiz her An illuzyona karışıyoruz.
Sonra yine sevdikçe Var Ol’uyoruz.
Bu öyle bir kapı ki; niyet üzre çalışıyor. Niyet sevgidense her An’da kendimizi içeri alıyoruz. Sırat (Sırat Köprüsü) üstündeyiz. Geçiyoruz. Niyet sevgiden değil de neftsen ise kendimizi dışarı çıkarıyoruz; illuzyona. Sırattan düşüyoruz yokluk alemine.
Ne zamanki sevgiyi yaşamımızda akışa geçireceğiz, ve “Akış” Ol’acağız her An’da Yolumuz kapıdan içeri Ol’acak işte O zaman yalnız olmadığımız bileceğiz. Yuva’da Ol’acağz.

İlluzyon Alemleri; doğası gereği el elde baş başta Ol’unan Alemlerdir. Çünkü illuzyon olduğumuz alemlerde; el ele baş başta Ol’mak “anlatabileceklerimiz birbirimizin anlayacağı kadardır” deyişinde ifade bulur.
Duyamayız göremeyiz söyleyemeyiz.
İlluzyon alemlerinin simyası sabırdır; kumu altın eyler.
İmandır; düşü gerçek eyler.
Tüm bunları ayırt etmek ve Sevgi Ol’mayı seçmek ve Ol’mak; insanı İNSAN eyler.

Sevmek; İnsan Ol’manın farkıdır. Zekadır. Cesarettir. Kudrettir. Aşktır.
Sevmekten asla asla vazgeçmeyiniz.
Her şeye ve herkese rağmen seviniz.
Hazine sevmektir.
Sevgiden gayrisi bütün alemlerde ve evrenlerde illuzyondur.SevdiğinizdeYalnız değilsinizYalnız DeğildinizAsla yalnız Ol’madınız.Sevdiğinizde her şey SİZ de, Sizin ile birlikte.Sevgiyseniz; O’ndasınız. O’ndansınızVaroluştasınız.

O’nun Varlığa çıkış Arzusu Ol’An; Hayatımızın paha biçilmez Ol’duğunu, sevginin ise “Kendimiz” Ol’duğunu ve Tek Yol’umuzun; kendimizde ve diğer kardeşlerimizde yaşamı ve canı aziz tutmak, yükseltmek ve yüceltmek Ol’duğunu her daim hatırlamak basitçe Var’Ol’maktır.
Var Ol’uşa; -Varlığımızla- hizmet etmektir.

Çünkü; Sevgi Ol’mak; Sevgide Ol’mak; Sevgiden Ol’mak basitçe; Var Ol’maktır.

Nilgün Nart
28/09/2008 İstanbul

7 Eylül 2008 Pazar

EVRENESEL VAROLUŞ IV - Bilgiyle ve Sevgiyle Varolmak

EVRENESEL VAROLUŞ IV - Bilgiyle ve Sevgiyle Varolmak

Sonsuz zamanlar sonra, aklımızın değil düşlerimizin bile düşlemekten yorulduğu, kutsal “Bekleyişimizin” ve “Arayışımızın” Hazinesine henüz dokunamadığımızı sanmanın huzursuzluğu ve hırçınlığı var üzerimizde.

Aslında hepimiz hazinemize çoktan dokunduk
Hatırlamamız gerekeni hatırladık.
Ol’makta Ol’Anı gördük.
Şimdi Buradayım.
Ben Ben’im.

“Şimdi Buradayım ve Ben Ben’im” bilgisi Ol’makta Ol’Andır ve hazinedir.
Işıklar yanmıştır, görmeyi seçmiş Ol’Anlar, görülmesi gerekeni görmüştür.

Işıklar yandıktan ve görülmesi gereken görüldükten sonra; ya ışıklar yanık olarak evin içinde oturmaya devam ederiz (Atalet ve eylemsizliğimiz bizi şimdiye kadar okuyarak aldığımız ve Ol’duğumuzu sandığımız bilgilerin obsesyonuna götürebilir) veya dışarı çıkar ve “Şimdi Burada Ben Ben’imi; sevginin ve aşkın hatırı için Ben’imin içindeki Sonsuz iyiliğin bilişinde, hatırlayışın açıklığında ve netliğinde sessizce gerçek eyleriz.

Değişimlerin en büyük özelliği; gerek toplumsal gerekse bireysel kaoslarımızın etrafımızda çılgınca dönerek aktörleriyle birlikte hasat mevsimine ve kendi liyakatımıza hizmet etmeleridir.

Şimdi Burada; Yol’da yürüyen yolcu için en büyük sınav (kendinden kendinedir); ayırt etme yeteneğinde ne kadar keskinleştiği, Yol’da yürümek için ne kadar azimli Ol’duğu, şimdiye kadar edindiği bilgiyi içi ve dışı Bir eylemek için mi kullandığı, Ol’makta Ol’Ana teslimiyeti, her teslimiyetten sonra bilinçli olarak varoluşu ( yeni varoluşun paradigmaları sevgi aşk güzellik iyilik bereket huzur barış ve özgürlüktür) seçerek çıkışı ve yeni paradigmaları ne kadar Ol’duğudur. (yaşamında yarattığıdır)
(Her ne kadar sevgi barış özgürlük üç boyutlu realitede dualistik olarak tanınsalarda aslında Varlığın ideasında Ol’An saf ve net Ol’uşlardır. Karşıtları Ol’duğunu sandığımız yanılsamaları şimdi burada farkındalığımızı açmak ve aşmamız içindir.)

Varlığımızın güzel hatırı için artık ataleti bilgiyle kırarak, kapıdan (maske ve hapishaneden) sevgiyle dışarı çıkıp düşlerimizi gerçek kılalım.

Basitçe Şimdi Buradasınız.
“Var’sınız”
Ve değişen her şeyin içinde ki “Değişmeyensiniz”.
“Ben Ben’im”

Ve “Değişmeyen” (varlığımızın farkındalığı) OL’duğumuzda, değişmeyen olduğumuzun bilgisiyle ve sevgiyle “Şimdi Burada” değiştirmek istediklerimizi değiştirebiliriz.

Yaşamlarımızda; Işığın Şifanın Bereketin Sevginin Aşkın Güzelliğin ve İyiliğin açığa çıkması için Bilginin ve Sevginin ancak birlikte kullanımı hizmet edebilir.

Tek başına sevgi yeterli değildir. Var Ol’An sevginin bilgiyle kullanılması hayrı ortaya çıkarır.
Bilgi Ol’madan sevgi, sevgi Ol’madan bilgi; tek kanatlı kuş gibidir.
Uçamayız. Her uçmaya kalktığımızda nefsin batağına saplanırız.
Sanıyoruz ki uçuyoruz. Uçtuğumuz alem illuzyon alemidir.
Bilgi ve Sevgi; BİR Ol’duğunda her An’ın aydınlığına doğabiliriz.
Her An’da yeni Ol’abiliriz.

Bilgi sevgiyi koruyarak; Sevgi Ol’An kendimizi, her An’da Koşulsuz İhtiyaçsız ve Zararsız kılar.
Sevgi bilgiye her An’da “Can” katarak, yaşamı, YAŞAM, insanı İNSAN kılar.

Tek başına istenilen güç yani sevgi olmadan kullanılan bilginin gücü; insanoğluna şimdiye kadar zarar vermiştir.
Zarar vermeyen tek Güç;
Sevgiyle kullanılan Bilginin Gücüdür.
Bilgiyle kullanılan Sevginin Gücüdür.
Ve birlikte Bir Tek Güç; KUDRET olarak açığa çıkar.
Kudret; bilgiden ve sevgiden doğandır.

Bilgi şudur; İnsan önce “kendine” gelebilmelidir ki Bir Ol’abilsin.
İnsan Kendini bilmeden ne Bir olabilir ne de Bir’liğe gelebilir.
“Kendini” bilmeden “bir” Ol’duğunun sanısı, insanın kendisine ve çevresine zarar verir.
Buradaki “bir” olsa olsa Süper Egodur.
Buradaki sözde birlik ve sözde hizmet ise güç ve can tesliminden başka bir şey değildir.
Yenidir.
Ama yeni bir TUTSAKLIKTIR.
Dünyada bundan sonra sergilenecek son kesti oyunu (insanın kendi kendine eylediği düşmanlıklar ve tuzaklarda dahil) yeni TUTSAKLIKLARDIR:
Yeniymiş gibi ama eski, tazeymiş gibi ama bayat.

Şimdiye kadar almış olduğumuz bilgiler ve eğitimler ile; hala içimizin taşlarını sökemiyorsak, yaşamlarımızda değişen hiç bir şey yoksa ve buna rağmen sarıldığımız her şey ellerimizin arsından kum tanesi gibi akıp gidiyorsa ve canımızın acısını içimizde düşlediğimiz yeni dünyanın devleşen sanrılarıyla geçiriyorsak ve maddesel aleme eskisinden daha çok eğilim gösteriyorsak, bıraktığımızı sandığımız yargılarımız korkularımız bir bir yine kapımızı çalmaya başladıysa, değil bir insanı kucaklamak artık kimseyi bile görmek istemiyorsak, ve artık kendimiz için bir yabancıysak halen üçüncü boyut farkındalığının liyakatındayız.
Zihnimiz veya kendini bütünden ayrı gören egomuz; bizi Yeni Enerjiye, Yeni Dünyaya götürdüğünü söylüyorsa ve biz için için bu sabırsız sesi ve itiliminin çabanın farkındaysak, -meliler, -malılar, amalar halen dilimizdeyse basitçe şunu hatırlayalım
-Bırakalım gidenlerin hepsi gitsin - Sadece - biz- Şimdi Burada Ol’alım yeterli.
(Bize acı keder tutsaklık sefalet yokluk ve iç karğaşa veren her şey; malımızdan mülkümüze, ilişkilerimizden, duygularımıza ve düşüncelerimize, beklentilerimize aklımıza gelen veya gelmeyen her şeyi; canımıza can katmayan her şeyi bırakırız.
Ve canımızın peşine sevgiyle düşeriz, yarın ne olacağım diye düşünmeden, kendimizi ego itilimiyle garantiye almadan; hesap kitap yapmadan, Şimdi Burada Ol’manın Bilgisinin gereğini yerine getiririz.)
( Bu demek değildir ki; dünyasal sorumluluklarımızdan kaçacağız ve vur patlasın çal oynasın her gece bir barda gönlüm hovarda olacak.
Bilgi; sevgiyle içimizdekini gerçek kılmak için hayatımızda olan diğerlerinin de en yüksek potansiyellerinin ve hayırlarının gerçekleşmesi için birlikte çözümler üretmektir.
Ve bizi, birlikte tutsaklığa sefalete acıya bağlayan ve yıllanmış sorunlara çözüm Ol’maktır. Çare Ol’maktır.
Yüreğimizin sesini dinlediğimizde hiç kimse zarar görmez göremez.
Eğer seçiminizden dolayı bir acı oluşuyorsa da; istiridyenin içindeki inci Ol’ma acısıdır. Yaradan esirgeyecek koruyacak ve şifalandıracaktır.
Çünkü herkesin yüreğinde oturan, ve her yerde Ol’An O’dur.
Yeter ki biz yüreğin kanunlarını gerçek kılalım ve kararlarımızı yüreğimizden verelim. Endişeyi korkuyu çabayı ve sanrıyı bırakalım.
Yüreğimizden konuşalım, yaşayalım, verelim.
Ve yürekte yaşanmasına aynalık edelim.

Basitçe eylemlerimizden duygularımıza ve düşüncelerimize kadar tüm boyutlarımızda izin verelim ve Ol’alım.
Ve Ol’mak hissetmek ile başlar.
Değişim ve Geçiş hissetmeden olabilecek bir şey değildir.
Geçişi ve yeniyi -hissetmek- gerçek kılacaktır.

Yeninin malzemesi ve kozmik maddesi “Hissetmektir”.
Sevgiyi hissetmek ve sevmek için kendimize izin verdiğimizde, yüreğimizde bir sızı oluşmaya başlar. Çünkü sevmek incinmeye açık hale gelmektir. Sevmek varlığını Ol’makta Ol’Ana olduğu gibi açmaktır. Sevmek başımıza deneyim olarak ne gelirse gelsin, karşımıza kim ve ne çıkarsa çıksın Hak’tan geldiğini bilerek ve sevebildiğimiz için şükrederek, inci Ol’maya başlamaktır.

Farkındalık Bilgidir.
Hissetmek Sevgidir.
Farkındalıkla hissederiz
Hissederek ayırt ederiz
Yeni dünyanın; tüm fiziksel duyuların karşılığı Ol’An duyu organı( benzetme) Hissetmektir.
Hissetmemiz; bizi eyleme geçirebiliyorsa değişimimizi ateşleyebiliyorsa hissetmektir.
Hareket geçirmeyen, değişim yaratmayan hissediş olamaz.
Bu Farkındalıktır.
Fark etmek tek başına yeterli değildir.
Hissetmeyi ( değişimi başlatan ateş) farkındalığın üstüne örtebilme yeteneği kazanmamız hayrımızadır.

Kendimizin, diğer insan kardeşlerimizin kalplerinin derinliğinde erimek, manalarda birlikte demlenmek hissetmektir.
Çoğalmak ve genişlemektir.
Çoğalmak ve genişlemek çözümdür.
Başka bir dünya yaratmaktır. Yeni Dünyayı yaratmaktır.
Yeni Dünya hissederek, çoğalarak genişleyerek kapsayarak ve böylelikle üçüncü boyutun “dert sanrılarına” çare olarak gerçek Ol’acak her birimizin yüreğinde.
Dertler, kederler sanrı olmasına rağmen , yinede onlara çare olarak, çözüm üreterek Yeni Dünyayı gerçek kılacağız ve Yeni Enerjiyi; sevgiyi aşkı bereketi barışı özgürlüğü huzuru yaşlı dünyamıza ve yorgun yaşamlarımıza demirleyebileceğiz.

Ne daha önce ne daha sonra.
Bizi kendimizden başka hiç kimse kurtaramayacak, ne ilahi Alem, ne Galaktik Alem ne de başka dostlar.
İnsanın ipi kendi elindedir.
İster varlığını tüketir, isterse de yokluktan varlığını üretir.
İnsan Ol’arak birbirimizi sevdikçe, birbirimizi maddi manevi anlayabildikçe ve kucaklayabildikçe, hadi Dostum diyerek sevgiyle yan yana yürüyebildikçe çıkabiliriz karanlıkların içinden.

Liyakatımız; sevgiyle aşkla ihtiyacımız Ol’madan yansımak, koşulsuzca paylaşmak, zararsızca kucaklaşmak ve bir diğerinin varlığında -Kendi varlığımıza- şükrederek yan yana yürüyebilmek ve “iyi ki varsın” diyebilmektir.


Yazan Nilgün Nart
28.08.2008 İstanbul / Turkiye

8 Haziran 2008 Pazar

EVRENSEL VAROLUŞ II - Kendinin Sorumluluğu

EVRENSEL VAROLUŞ II - Kendinin Sorumluluğu


İnsanlığın; kendisine ve dünyaya Ol’makta olanı görmesi ve bütün bunlardan sevgiyle özgürleşmesi, kendi içinde kendine yürüyerek gerçekleştirebileceği bir süreçtir. Ve her varlığın “Kendisinin Sorumluluğudur”.

“Kendisi Ol’mak” bir kavrayıştır. Tefekkür ve hissedişlerin eşliğinde, derin anlayışlarla ve derinlerde idraklerle çoğalan “kendini” hatırlayıştır.
Kendinizin, kendiniz olduğunu kavradığınızda ve içinizdeki kendinize güvenip iman ettiğinizde, basitçe “Kendiniz” OL’ursunuz.

“Kavrayış” dışardan verilebilecek ve alınabilecek bir “şey” değildir. Gerçek anlamda “kendisi” Ol’duğumuzu anlayana kadar yapılan bütün çalışmalar beyhudedir. Çünkü kendisinin kavrayışında değilsek yaptığımız çalışmalar etrafımızdaki illuzyonu ve sanrıyı beslemekten ve büyütmekten başka hiçbir şeye yaramaz.
Yalın, açık, basit, saf ve yadsınamaz bir şekilde kendisinin “Ne” olduğu görüldükten sonra eğer “Kim=Ben” Ol’mak isteniyorsa; yapacağımız çalışmalardan bir hayır görebiliriz.

Nereye (kim olacağını) gideceğini bilmeyen gemiye (varlığa) hiçbir rüzgardan (çalışmadan) hayır gelmez.

“Kim=Ben”; bireyselleşmiş ve manyetize Ol’muş ”Ne” nin; “Kendisini gerçekleştirme Sorumluluğudur”

Bilmek, “anlamak” değildir. Bilmek, zihnin veya nefsin Ruhun Biliş halini taklit etmesidir.
Anlamak; yürekte zeka ve sevginin birlikte örtüşmesiyle oluşan bir histir. Kısaca “Biliştir”.
Ve Biliş, Ruh’un anlamasıdır. Kavrayışıdır.

Kavrayış; Kendinizin iyiliğine iman etmeyi, güvenmeyi, kendinizi sevmeyi; basitçe içinizdeki “Kendinizin” enerjisini üretmeyi birlikte getirir.
Kendinin Sorumluluğu; Sevgi, Aşk ve Işık Ol’An kendinizi (manevi bahçenizi) her An’da çoğaltmak, yansımaktır.

Kültürel, dinsel, sosyal beyin yıkamaların çağı çoktan bitti. Şimdilerde nefsler iyice semirdiğinden Ruhların Yıkanarak arıtılarak bitirilmesi tüketilmesi ve yozlaştırılması başladı. Son hesaplar Ruhları yozlaştırarak tüketmek ve işi bitirmek üzerine yapılıyor.
En basit ve etkili yapılma şekli ise; binyıllık bilgelik öğretilerinin ait olmadığı topraklarda (beyinlerde ve yüreklerde) pazarlanmaya çalışılarak yozlaştırılması ve içlerinin ( maneviyatın) boşaltılması. Meta haline getirilmesi.

Bu nedenle; Dünya Fiziksel mekanının hangi bölgesinde yaşıyorsak; bulunduğumuz Fiziksel Manyetik Koordinatların maneviyatına sarılmak, kendimizi orada çoğaltarak her şeyi kucaklamak, kendimizi oranın maneviyatı ile gerçek kılmak hayrımızadır.
Yaşadığımız momentte; fiziksel varlığımızın; doğduğumuz ve maneviyatı ile yoğrulduğumuz topraklardan sonsuzluğa çıkış yapmasının bütünün en yüksek hayrına bir “Nedeni” vardır.
Meşhum An’ların momentinde şiddetli fırtınalarda ve kaoslarda; köksüz ağaçlar gibi sökülüveririz kendimizi gerçek kılmaya çalıştığımız bize ait olmayan maneviyat bahçelerinden.
Oysa kendi toprağındaki “Çınarlar” ne kadar ulu sağlam ve köklenmiştir, kendi binyıllık maneviyatının bahçesinde. Kol kanat gerer kendisi Ol’An diğerlerine de. Kendinin Sorumluluğundadır bin yıllık meşe ağacı bile.

Kendinin Sorumluluğu, bulunduğunuz fiziksel alemi ( kulağınıza ve gözünüze ilişen, gücünüzün yettiği her yeri ve her şeyi); yüreğinizdeki O’nu ve yüreğin kanunlarını gerçek kılarak, yeniden düzenlemektir.
Siz yüreğinizdeki sevgiyi ve aşkı, sevgiyle gerçek kıldığınızda; bulunduğunuz fiziksel alem (çevreniz) sizinle düzenlenmiş olur.
Düzenlenmek sevginin itibar görmesidir. Sevgiye hizalanmak ve her şeyin sevgiye hizalanmasına vesile Ol’maktır.

Fiziksel Alemler düzenlenmeden, fiziksel mekanları; gerçek kılma (hakikat) deneyimini bitiremeyiz. Fiziksel mekanlarda Gerçek kılma deneyimi bittiğinde “Kendisi” hakikat Ol’ur.
Bu deneyimi “kendimiz” olarak içimize alıp genişlememizdir. Şimdi - Burada fiziksel mekanların düzenlenme merkezi ve üssü Dünyadır.
Düzenleyicisi de Alemlerin Efendisi Ol’An “Kamil İnsandır”.
Düzenleyicinin “Kamil İnsan Ol’masının bir nedeni yoktur.
Çünkü; Kamil İnsan eonlarca zaman sürecindeki nedenlerin “Nedenidir”.
Yaradan’ın sırrının ‘Sır’rıdır.
Yaradan’da Kamil İnsan’ın sırının ‘Sır’rıdır.

Kendinin Sorumluluğu; “Kamil İnsanı”, kendinde gerçek kılmaktır.
Kamil İnsanı gerçek kılmak; yüreğini gerçek kılmaktır.

Fiziksel Alemlerde artık huzur bulabilmek ve cenneti yaratmak; kendimize ve kendimiz Ol’An Bütün Alemler adına “KENDİSİNİN Sorumluluğudur”.
Kendinin Sorumluluğu O’nun Murad’dıdır.
O’nun; Yüreğin Kanunlarının Fiziksel Alemlerde gerçek Ol’masıdır.

Yaşam aziz tutulmadığı, cana ve varoluşa kıymet ve değer verilmediği; yaşamı gerçek kılmak için sorumluluk alınmadığı ortamlarda ve durumlarda Sorumluluk Yasası devreye girer.

Yaşamın Kutsallığı ve Canın Azizliği için vakti saati geldiğinde Kendinin Sorumluluğunu almayanın sorumluluğu; titreşimine uygun Alemlere çekilerek veya düşerek Sorumluluk Yasası; yine kişinin kendisi tarafından devreye alınmış olur.
Kişinin yaydığı titreşim (-,+) ilgili Alemlere, Özgür İrade Yasasına göre devreye girme ve yayınlanan titreşime cevap verme (deneyimini yaratma) hakkını doğurur.
Evrende “İhtiyaç” hasıl olduğunda “ yaratım-deneyim” oradadır.
İhtiyacın iyisi kötüsü (-,+) olmaz. İhtiyaç, ihtiyaçtır. Hepside pekaladır.
Yeter ki titreşimimiz ile neye sebebiyet verdiğimizin, neyle beslendiğimizin ve beslediğimizin ve bize ne Ol’makta Olduğunun farkında olalım.

Ve Evrendeki bütün ihtiyaçlar sonsuza kadar karşılanmıştır.
Bu Varlığın-Varoluşun doğasındandır.

Sorumluluk Yasası’nda Yaşamı onurlandırmak ve gerçek kılmak esastır.

Yaşam; sevgi, aşk, özgürlük, neşe, huzur, bereket, coşku, keşiftir. Sevgiyle genişlemek sevgiyle büyümek yansımak ve sevgiyle paylaşmaktır.
Kendisi Ol’An; sorumluluğunu alan ve yaşamı “Yaşam”, sevgiyi “Gerçek” eyleyendir. Yaşamı her An’da sevgiyle Onurlandırandır.

Kendinin Sorumluluğu;“Kendini” nefsinden ayıklamak, görüşünü Tekleştirmek, Tam ve Bütün Ol’maktır.
Yüreğimizde bize ait olmayan toplum tarafından ekilmeye çalışılmış kimliksiz istek kalıplarını görmek ve bu kalıpları sonsuza kadar kırmaktır. Ve gerçek bize ait arzularımızı bulmaktır.
Çünkü insanın yüreğindeki gerçek arzuları doğmakta Ol’An Efendinin “Kim”lik keyfiyetleridir.
Efendi; O’nun oturduğu Kalbin Kanunlarını ve Arzularını; sevginin ve aşkın hatırına, aşkla ve sevgiyle Fiziksel Alemde gerçek kıldıkça; O, “kendisi” gerçek Ol’ur.
Ve “Kendinin Sorumluluğu” sadece An’da mevcuttur.
An’da durabileceğimiz tek yer Ruhumuzda “Kendimiz” ve kendimizle birlikte herkes için yaratacağımız “Cennet Alan”dır. Burası Gerçek Alandır.

Ve Ruhun bu Asil Duruşunda zamansızlık boyutları görünüşe çıkmaya başlar. Zamansızlık boyutları; Sonsuz Sınırsız Ol’An Kuantum Alanlarıdır.

Kuantum Alanında; Kendinin Sorumluluğu alınmadan ve Ruhun An’da varolacağı Gerçek Alan yaratılmadan durulamaz.

Gerçek Alan, kendinin Sorumluluğuyla ortaya çıkan ve örtüşen, çok boyutlu “Kavrayış” hali veya “Varoluş” halidir. Ne enerji çalışmaları ne uyumlamalar kişiyi bu yere getiremez. Çünkü burası bir “yer” ve “zaman” değildir. Zaman ve yer olmamasına rağmen deneyimlerin (zaman+yer) yaratıldığı Sonsuz bir An’dır.
Olduğunuz bütün An’larda dengede merkezde Ol’duğunuzun Bilişi ( Asil Ruh Dururşu) içindeyseniz; “An” Sonsuzlaşır ve Varlığın “kendisi” gibi tekleşir. Varlık ve An basitçe Tek’leşir. Bütün Tam Eksiksiz ve kusursuzdur.

Gerçek uyumlama insanın kendine ve yüreğine uyumlanmasıdır. Basitçe sevgi ve aşka uyumlanmasıdır.
Gerçek şifa; Ol’makta OL’Anı görmek ve “Kendimizin Sorumluluğunu” almaktır.
“Kendinin Sorumluluğunu” almamış insandan kimseye hayır gelmez.

“Kendinin Sorumluluğunu” almış insan; basitçe Sevgidir, Aşktır. Fiziksel Alemlerde “Neden” Ol’duğu her şey aşkın ve sevginin hatırı içindir.

Fiziksel ve Ruhsal Alemlerde ”Kendi Sorumluluğunu” almış insanı, “Kendinden”, “Sevgiden” ayırabilecek ve “Görüşünü” bulandırabilecek hiçbir; mal, mülk, paye, iltifat, mekan, zenginlik, cefa, eza, korku yoktur.
“Kendisi” basitçe Efendidir.
Efendinin ihtiyaçları yoktur. Efendinin “kendisi”, SEVGİ OL’duğu için; Varoluştur; Sevginin ve aşkın hatırı, güzelliğin doğası için; Alemlere rahmet Ol’arak sevgiyle yağan, kollayan, koruyan, gözetendir.

Efendi; koşulsuzdur. İhtiyaçsızdır. Zararsızdır.
Efendi her şeyden azadedir. Basitçe özgürdür.


Yazan Nilgün Nart
08.06. 2008 / İstanbul