EVRENSEL VAROLUŞ VIII - Bağışlamak ve Kendini Sevmek
“İnsan; kendisini Ol’muş Ol’duğu, Ol’acak Ol’duğu ve Ol’uyor Ol’duğu haliyle sonsuz kadar bağışlayıp sevemedikçe; aydınlanma; maddesel Alemin yeni bir din “fantezi” olmaktan ileri gidemeyecek.”
Sonsuz Şimdide “Bir” gün gelir, İnsanın kendisine Ol’An borcunu da ödemesi gerekir.
İnsanın “kendine” Ol’An borcu; kendi adına; kalbinde yaşamayı arzu edip de şimdi burada fiziksel Alemde çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle gerçek kılamadıklarıdır.
İçsel ve dışsal illüzyon nedenler birleşir ve kişinin yolu boyunca yanarak ve yangınıyla; kendini ve etrafını aydınlatacağı karanlıkların malzemesini oluşturur.
Karanlık; kimi zaman toplumsal bilincin sınırları, belletilmiş amaçlarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz, içimize örülmüş ayırt edemediğimiz kalıplarımız bağımlılıklarımız, şimdiye kadar var olmamızın nedeni saydığımız gerekçeler; sözde sevgiler, sevgililer ile yaşanmadan geçmiş ve alışkanlık olmuş uzun yılların ve küskünlüklerin hesabı kitabı ve beklentileri ve en önemlisi var olduğunu sandığımız ama bir türlüde tam olarak tüm hücrelerimizde hissedemediğimiz Sevginin kaybı korkusu ve arkasından gelen yalnızlıktır.
Bir şairimizin dediği gibi bu yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Öyle bir yalnızlıktır ki her An’da yüreğimizde aşka sevgiye yaşama ve insanlığımıza yavaş yavaş fark etmeden öldüğümüz yalnızlıktır.
Yalnızlık fiziksel Alemlerin çoklu görünüşünde yalıtılmışlık duygusudur. Kimse kimseyi anlamaz görmez ve duymaz. Çaresizliktir. Varlık tekamül ettikçe yalnızlık paylaşılmaz ama anlaşılır olur. Anlaşılır Ol’ması varlığın kendinde yeni kendi adına yarattığı kavrayışın sabitesinden ışıyan ışıktandır.
Yeni kendinin kavrayışının sabitesinin; Ruh Duruşuna geçişi bir bilinç eşiğini atlamayı gerektirir.
İnsanoğlu için belki de Sonsuzluğun Gözlerine ilk kez kararlı bir şekilde baktığı ve bakabildiği yerde de merkezlenmeyi ve Ruhunda Durmayı seçtiği An’dır.
Kısaca gerçek bir liyakat sınavıdır.
insanın kendinden kendine Ol’An ve istisnasız her hücresinde ve boyutunda farkında Ol’duğu Bir sınavdır.
Ve sınavın konusu Sevgidir.
Sevgi; kendini ne kadar sevdiğinin hissedişidir.
“Kendini” bulmak için veya bilmek için veya gerçek kılmak için neleri; kendinden başka bırakabileceğinin liyakatidir.
Liyakat; insanın sadece ve sadece “kendisi” Ol’duğunda geçebileceği veya aşabileceği Bir bilinç eşiği Ol’duğundan; neredeyse kılıçtan keskin köprülerden, iğne deliklerinden ve de atom altı kuantum alanından; yani yoktan “Kendini” yeniden var etmektir. Bu ancak ve ancak bir insanın kendisi için yapabileceği ve liyakati insan bedeninde görülüp hissedilerek onayı verilebilecek bir haldir.
Bu Bilinç Eşiğini aşabilmek için orada durup kendisine Ol’An; sadakatini; vefasını; yerine getirmesi gerekir. Sadakatin yerine getirilişi; kendisini bağışlamasıdır.
Bağışlamak; sürekli acı ve kederi deneyimleyeceği durumları yarattığı ve duygu besini olarak bu duygulara kendisini bağımlı hale getirdiği için, bağımlılıklarından, korkularında ve nice sefil ve çaresiz durumları üreten duygularından vazgeçemediği için; öncelikle kendisini suçlamayı bırakarak özgür kılmasıdır.
Bağışlamak; tüm bu acıları yaşarken; “Kendisini” sevgiden, aşktan, iyilikten, güzellikten uzak tutuğu için ve yaşanmayan yıllar ve An’lar için hayıflanmaktan vazgeçmesidir.
Ve bağışlamak; şefkatle varılabilen bir -kavrayış- Ol’duğundan; hissedişlerin eşliğinde gerçekleşebilendir.
Ve tüm hücrelerimizde yankılanan ve titreşen kendimize şefkatin ve bağışlamanın verdiği “Anlayıştan”; “Kendinin Sevgisi” içimizdeki karanlığın ufkundan aydınlanmaya başlar.
Ve gerçekten O An’da HER YER Aydınlanır.
Ve insan ilk defa “Kendini” O’nun gözleriyle birlikte görür.
Ve basitçe kendini sever.
Ve Aydınlanmayla; İnsanın kendine Ol’An borcu ödenir.
Kendine borcunu ödemek; insanın; “Kendisini Sevmesidir”.
Bu An’dan sonra yol gerçek anlamda yeniden başlar. Fakat bu sefer niteliği değişir. Ve yaşamın ta kendisi Ol’ur. Yol siz Ol’ursunuz.
Kendini sevmek; kendine şefkat duyarak her An’da kendini kendinde bağışlayarak; dilediğin gibi yaşamak ve Ol’mak için kendine izin vermek ve ne isen O Ol’maya gayret etmektir. Kendine dünya veya ahret mali mülkü şanı payesi unvanı mekanı zamanı ve bilgisi için ihanet içinde olmamaktır. Yüreğinde yaşamak istediklerinden vazgeçmemektir.
İnsan kendisini bağışlayıp bağışlamadığını sevip sevmediğini bilir.
İnsan kendisini bağışlamadan ve sevmeden kendisi olamaz.
Ol’dum diyorsa da “kendisi” değil başka bir şeydir ya da “kimliktir”. Ama kendisi değildir.
Ve insan kendisini sevmeden, bir diğeri sandığı başka kendisin de sevemez.
Sevdim diyorsa da illüzyondur.
İnsan kendisini sevdikten sonra Sevgiyi ve Aşkı yaşayabilir ve yaşanmasına vesile olabilir.
“Aşkı ve Sevgiyi” kendinde bilmeyen; nereden bilebilir ki bir başkasını sevmeyi.
Ve nasıl bakabilir ki bir diğerinin yüreğine temiz bir ayna gibi.
Ve nereden bilebilir ki bir ayna Ol’duğunu bilmiyorsa eğer sevmeyi.
İnsanlık Ol’arak Hep Bir’likte geldiğimiz Bilincin Değişim Eşiğinde; lütfen
O kadar kendinize şefkat Ol’unuz ki kendinizi her şey için bağışlayınız ve
“Kendinizi” seviniz.
Hiç kimsenin sizi bu dünyada sevmediği kadar seviniz.
O kadar seviniz ki illüzyonlar dağılsın yüreğinizden, prangalar sökülsün ayaklarınızdan, kelepçeler düşsün ellerinizden.
Çünkü; illüzyondan boşalan yere tüm haşmetiyle gerçek “Siz” dolacaksınız.
Kendinizi sevmeye başladığınızda ilk kez gerçekten dünyayı da görmeye başlarsınız. Aynı şekilde Dünyada gerçekten “sizi” görmeye başlar ve gizemlerini size gösterir, armağanlarını sevgiyle sunar.
Daha önce göstermemesinin nedeni; kendini sevmeyene her şeyin örtülü olmasındandır.
Örtülü olması varlığın “kendini” bilmemesidir.
Örtülü olmak aynı zamanda kendini bilmemenin cehenneminde ve azabında olmaktır. Kendini bilmemek ruhun gözleri ile kendini görememektir. Ruhun “Görüşü” ve Gözleri sevgidir. Sevgiyle görebilir.
Sevgi yoksa her şeyi “”Ol’duğu gibi “Görüşte”” yoktur.
Ol’Anı Ol’duğu gibi görmek sırları da görmek demektir.
Bu nedenle sevgi önemlidir.
Bu dünyada hep ertelenen, geriye bırakılan ihmal edilen önem atfedilmeyen “Sevgi” aslında tüm Alemlerin peşinde koşturduğu ve bu dünyada gerçek Ol’ması için bir insan Ol’arak bizlerin önünde ve huzurunda el pençe divan durarak hatırlayışımıza vesile olmaya hizmet ettikleri ve hatırlayışımızla ortaya çıkacak olan sevgi O’nun Mücevheri’dir. Değil Cennetlerin, her Alemin “Anahtarıdır”.
Kendimizin dışında; hala sevgi, saygı, onaylama, onaylanma, alkış otorite, guru, bilge, bilgi, kurtarıcı, mesaj, melek, kanıt, ispat, işaret, titreşim, yol arıyorsak ve arayışımızı bitirmediysek bu kendimizi sevmediğimizin,
örtülerin kalkmadığının da delaletidir.
Kaçmak- kurtulmak isteği; kurtarıcı - kurtuluş formülleri, medet - çare olma ve arama girişimleri, içimizde karanlıkların kapısının hala örtülmediğinin, korku realitesi olasılıklarının; potansiyellerimizden sonsuza kadar silinmediğinin ve temizlenmediğinin işaretidir.
Bu ise yaşamlarımızda illüzyon da olsa sefilliğin yoksulluğun acının bir şekilde sahneleneceği anlamına gelir.
Hele ki Amerika’dan başlayan ekonomik kriz oyunu psikolojik ve ruhsal çöküntülerle ve üstüne üstelik bölgesel savaş ve nükleer tehditlerle adrenalini artırarak; sergilenmeye devam etme eğilimine girmişken içimizde olanlara son kez bakıp; her şeyin oyun olduğunu ve anlamsızlığı görerek, artık tüm oyunlardan kendimizi azat etmenin ve kendimizi bağışlamanın ve yüreğimizde yaşamaya başlamanın tam momentidir.
Hep başkalarından hesap sormaya ve her şeyin “Nedenini” kendisinden başka her şeyden bellemiş bir toplumsal bilinçten “Kendimizin Sorumluluğunu” alarak kendi kendimize liyakatimiz vererek “Evrensel İnsan” Ol’maya niyet ettik.
Kendi göbek bağımız kendimiz keseceğiz.
Bundan sonra “Nedenimiz” kendimiz Ol’acağız.
Çünkü biz kendisini unutmuş “kendisiyiz”.
Bilir de fiziksel alemlere çıkış yaparsak ne ala bilmezde sonsuzlukta yine kendimiz Ol’An sonsuzluğa dağılırsak oda pekaladır. Seçim meselesidir.
Biz O’nun eonlar süren sonsuz zamanlarda, şaheseri üzerinde çalışan bir usta gibi An be An sevgisiyle aşkıyla ortaya çıkardığı bin bir türlü güzellikte bezediği ve tüm var oluşu bizin gözlerimizden, bizim yüreğimizden, bizimle birlikte seyreyleyebileceği “Yaradılışıyız”.
Yarattığıyız.
Bu anlamda ve manada biz her “Şey”iz.
Biz kendimizi seversek; Gönül Dergahı’na girebilirsek ve perdeleri kaldırabilirsek “Varoluş”; kendini -Yaradılışta-; şimdiye kadar hiç olmadığı gibi seyre dalacak.
Sırların sırrı açılacak.
Her yerlere Aşk saçılacak
Sevgi yansıyacak.
Eğer biz; yürüdüğümüz Yol’dan sonra hala sevgide neşede coşku da kısaca Var Ol’uşun sevincinde değilsek; her gün bekleyişimiz ve arayışımız büyüyorsa bir An için durup, kendimize sormamız hayrımızadır.
Tüm bu yaşadıklarımın içinde Aşk ve sevgi nerede?
Yaşananların içinde Aşk, sevgi, neşe yok ise; inanın An’lar boşunadır. Yaşanmamıştır.
Ne Siz, ne An, ne O; gerçek Ol’mamıştır.
Biz sevginin ne olduğunu bilenleriz. Çünkü arayanlarız.
Yaşantımızda artık “Sevgi” Ol’mayanlara hayır dediğimiz zaman; sevgi bizim içimizde ışımaya başlar ve bizim için sevginin bir süre içimizde pırıldamasına ve Ruhumuzu kamaştırmasına izin verdiğimizde ve bu izin verişte bir müddet durabildiğimizde artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İllüzyon dağılır.
Ve dağılan illüzyonun yerine “kendimiz” Ol’An sevgi tamamen dolar.
Dolan sevgi bir süre sonra taşar ve sevginin ve aşkın yansıması tüm evrenlere yansır ve Evrenleri ve Alemleri de aşar.
Aşkın Ol’uruz.
Arayanlar olarak her seferde hatırlayacağımıza söz verdiğimiz; “Kendinin” sevgisidir.
Ve ilk “Nedendir”.
Ve Neden; sadece ve sadece İnsanın; “Kendisidir”.
Savaşa cehalete zulme
Ve zihnine dolanan sefilliğe
Ve insanın Gaflet uykusuna
Rağmen…
Kalabalıkların karanlığı
Eriyebiliyorsa yüreğinin kuytularında…..
Ve Sessizce Yürüyebiliyorsan “Kendine”
Ve “Nedenin”
Sadece ve sadece SEVGİYSE
Beklediğin
Ve özlediğin
Ve “Nedenin”
Ebedi Şafaklarda ışıyan
“Sensin”
Sen
İşte o zaman “BEN’sin”
Nilgün Nart
11.01.2009 İstanbul / Türkiye
bir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Şubat 2009 Pazar
7 Eylül 2008 Pazar
EVRENESEL VAROLUŞ IV - Bilgiyle ve Sevgiyle Varolmak
EVRENESEL VAROLUŞ IV - Bilgiyle ve Sevgiyle Varolmak
Sonsuz zamanlar sonra, aklımızın değil düşlerimizin bile düşlemekten yorulduğu, kutsal “Bekleyişimizin” ve “Arayışımızın” Hazinesine henüz dokunamadığımızı sanmanın huzursuzluğu ve hırçınlığı var üzerimizde.
Aslında hepimiz hazinemize çoktan dokunduk
Hatırlamamız gerekeni hatırladık.
Ol’makta Ol’Anı gördük.
Şimdi Buradayım.
Ben Ben’im.
“Şimdi Buradayım ve Ben Ben’im” bilgisi Ol’makta Ol’Andır ve hazinedir.
Işıklar yanmıştır, görmeyi seçmiş Ol’Anlar, görülmesi gerekeni görmüştür.
Işıklar yandıktan ve görülmesi gereken görüldükten sonra; ya ışıklar yanık olarak evin içinde oturmaya devam ederiz (Atalet ve eylemsizliğimiz bizi şimdiye kadar okuyarak aldığımız ve Ol’duğumuzu sandığımız bilgilerin obsesyonuna götürebilir) veya dışarı çıkar ve “Şimdi Burada Ben Ben’imi; sevginin ve aşkın hatırı için Ben’imin içindeki Sonsuz iyiliğin bilişinde, hatırlayışın açıklığında ve netliğinde sessizce gerçek eyleriz.
Değişimlerin en büyük özelliği; gerek toplumsal gerekse bireysel kaoslarımızın etrafımızda çılgınca dönerek aktörleriyle birlikte hasat mevsimine ve kendi liyakatımıza hizmet etmeleridir.
Şimdi Burada; Yol’da yürüyen yolcu için en büyük sınav (kendinden kendinedir); ayırt etme yeteneğinde ne kadar keskinleştiği, Yol’da yürümek için ne kadar azimli Ol’duğu, şimdiye kadar edindiği bilgiyi içi ve dışı Bir eylemek için mi kullandığı, Ol’makta Ol’Ana teslimiyeti, her teslimiyetten sonra bilinçli olarak varoluşu ( yeni varoluşun paradigmaları sevgi aşk güzellik iyilik bereket huzur barış ve özgürlüktür) seçerek çıkışı ve yeni paradigmaları ne kadar Ol’duğudur. (yaşamında yarattığıdır)
(Her ne kadar sevgi barış özgürlük üç boyutlu realitede dualistik olarak tanınsalarda aslında Varlığın ideasında Ol’An saf ve net Ol’uşlardır. Karşıtları Ol’duğunu sandığımız yanılsamaları şimdi burada farkındalığımızı açmak ve aşmamız içindir.)
Varlığımızın güzel hatırı için artık ataleti bilgiyle kırarak, kapıdan (maske ve hapishaneden) sevgiyle dışarı çıkıp düşlerimizi gerçek kılalım.
Basitçe Şimdi Buradasınız.
“Var’sınız”
Ve değişen her şeyin içinde ki “Değişmeyensiniz”.
“Ben Ben’im”
Ve “Değişmeyen” (varlığımızın farkındalığı) OL’duğumuzda, değişmeyen olduğumuzun bilgisiyle ve sevgiyle “Şimdi Burada” değiştirmek istediklerimizi değiştirebiliriz.
Yaşamlarımızda; Işığın Şifanın Bereketin Sevginin Aşkın Güzelliğin ve İyiliğin açığa çıkması için Bilginin ve Sevginin ancak birlikte kullanımı hizmet edebilir.
Tek başına sevgi yeterli değildir. Var Ol’An sevginin bilgiyle kullanılması hayrı ortaya çıkarır.
Bilgi Ol’madan sevgi, sevgi Ol’madan bilgi; tek kanatlı kuş gibidir.
Uçamayız. Her uçmaya kalktığımızda nefsin batağına saplanırız.
Sanıyoruz ki uçuyoruz. Uçtuğumuz alem illuzyon alemidir.
Bilgi ve Sevgi; BİR Ol’duğunda her An’ın aydınlığına doğabiliriz.
Her An’da yeni Ol’abiliriz.
Bilgi sevgiyi koruyarak; Sevgi Ol’An kendimizi, her An’da Koşulsuz İhtiyaçsız ve Zararsız kılar.
Sevgi bilgiye her An’da “Can” katarak, yaşamı, YAŞAM, insanı İNSAN kılar.
Tek başına istenilen güç yani sevgi olmadan kullanılan bilginin gücü; insanoğluna şimdiye kadar zarar vermiştir.
Zarar vermeyen tek Güç;
Sevgiyle kullanılan Bilginin Gücüdür.
Bilgiyle kullanılan Sevginin Gücüdür.
Ve birlikte Bir Tek Güç; KUDRET olarak açığa çıkar.
Kudret; bilgiden ve sevgiden doğandır.
Bilgi şudur; İnsan önce “kendine” gelebilmelidir ki Bir Ol’abilsin.
İnsan Kendini bilmeden ne Bir olabilir ne de Bir’liğe gelebilir.
“Kendini” bilmeden “bir” Ol’duğunun sanısı, insanın kendisine ve çevresine zarar verir.
Buradaki “bir” olsa olsa Süper Egodur.
Buradaki sözde birlik ve sözde hizmet ise güç ve can tesliminden başka bir şey değildir.
Yenidir.
Ama yeni bir TUTSAKLIKTIR.
Dünyada bundan sonra sergilenecek son kesti oyunu (insanın kendi kendine eylediği düşmanlıklar ve tuzaklarda dahil) yeni TUTSAKLIKLARDIR:
Yeniymiş gibi ama eski, tazeymiş gibi ama bayat.
Şimdiye kadar almış olduğumuz bilgiler ve eğitimler ile; hala içimizin taşlarını sökemiyorsak, yaşamlarımızda değişen hiç bir şey yoksa ve buna rağmen sarıldığımız her şey ellerimizin arsından kum tanesi gibi akıp gidiyorsa ve canımızın acısını içimizde düşlediğimiz yeni dünyanın devleşen sanrılarıyla geçiriyorsak ve maddesel aleme eskisinden daha çok eğilim gösteriyorsak, bıraktığımızı sandığımız yargılarımız korkularımız bir bir yine kapımızı çalmaya başladıysa, değil bir insanı kucaklamak artık kimseyi bile görmek istemiyorsak, ve artık kendimiz için bir yabancıysak halen üçüncü boyut farkındalığının liyakatındayız.
Zihnimiz veya kendini bütünden ayrı gören egomuz; bizi Yeni Enerjiye, Yeni Dünyaya götürdüğünü söylüyorsa ve biz için için bu sabırsız sesi ve itiliminin çabanın farkındaysak, -meliler, -malılar, amalar halen dilimizdeyse basitçe şunu hatırlayalım
-Bırakalım gidenlerin hepsi gitsin - Sadece - biz- Şimdi Burada Ol’alım yeterli.
(Bize acı keder tutsaklık sefalet yokluk ve iç karğaşa veren her şey; malımızdan mülkümüze, ilişkilerimizden, duygularımıza ve düşüncelerimize, beklentilerimize aklımıza gelen veya gelmeyen her şeyi; canımıza can katmayan her şeyi bırakırız.
Ve canımızın peşine sevgiyle düşeriz, yarın ne olacağım diye düşünmeden, kendimizi ego itilimiyle garantiye almadan; hesap kitap yapmadan, Şimdi Burada Ol’manın Bilgisinin gereğini yerine getiririz.)
( Bu demek değildir ki; dünyasal sorumluluklarımızdan kaçacağız ve vur patlasın çal oynasın her gece bir barda gönlüm hovarda olacak.
Bilgi; sevgiyle içimizdekini gerçek kılmak için hayatımızda olan diğerlerinin de en yüksek potansiyellerinin ve hayırlarının gerçekleşmesi için birlikte çözümler üretmektir.
Ve bizi, birlikte tutsaklığa sefalete acıya bağlayan ve yıllanmış sorunlara çözüm Ol’maktır. Çare Ol’maktır.
Yüreğimizin sesini dinlediğimizde hiç kimse zarar görmez göremez.
Eğer seçiminizden dolayı bir acı oluşuyorsa da; istiridyenin içindeki inci Ol’ma acısıdır. Yaradan esirgeyecek koruyacak ve şifalandıracaktır.
Çünkü herkesin yüreğinde oturan, ve her yerde Ol’An O’dur.
Yeter ki biz yüreğin kanunlarını gerçek kılalım ve kararlarımızı yüreğimizden verelim. Endişeyi korkuyu çabayı ve sanrıyı bırakalım.
Yüreğimizden konuşalım, yaşayalım, verelim.
Ve yürekte yaşanmasına aynalık edelim.
Basitçe eylemlerimizden duygularımıza ve düşüncelerimize kadar tüm boyutlarımızda izin verelim ve Ol’alım.
Ve Ol’mak hissetmek ile başlar.
Değişim ve Geçiş hissetmeden olabilecek bir şey değildir.
Geçişi ve yeniyi -hissetmek- gerçek kılacaktır.
Yeninin malzemesi ve kozmik maddesi “Hissetmektir”.
Sevgiyi hissetmek ve sevmek için kendimize izin verdiğimizde, yüreğimizde bir sızı oluşmaya başlar. Çünkü sevmek incinmeye açık hale gelmektir. Sevmek varlığını Ol’makta Ol’Ana olduğu gibi açmaktır. Sevmek başımıza deneyim olarak ne gelirse gelsin, karşımıza kim ve ne çıkarsa çıksın Hak’tan geldiğini bilerek ve sevebildiğimiz için şükrederek, inci Ol’maya başlamaktır.
Farkındalık Bilgidir.
Hissetmek Sevgidir.
Farkındalıkla hissederiz
Hissederek ayırt ederiz
Yeni dünyanın; tüm fiziksel duyuların karşılığı Ol’An duyu organı( benzetme) Hissetmektir.
Hissetmemiz; bizi eyleme geçirebiliyorsa değişimimizi ateşleyebiliyorsa hissetmektir.
Hareket geçirmeyen, değişim yaratmayan hissediş olamaz.
Bu Farkındalıktır.
Fark etmek tek başına yeterli değildir.
Hissetmeyi ( değişimi başlatan ateş) farkındalığın üstüne örtebilme yeteneği kazanmamız hayrımızadır.
Kendimizin, diğer insan kardeşlerimizin kalplerinin derinliğinde erimek, manalarda birlikte demlenmek hissetmektir.
Çoğalmak ve genişlemektir.
Çoğalmak ve genişlemek çözümdür.
Başka bir dünya yaratmaktır. Yeni Dünyayı yaratmaktır.
Yeni Dünya hissederek, çoğalarak genişleyerek kapsayarak ve böylelikle üçüncü boyutun “dert sanrılarına” çare olarak gerçek Ol’acak her birimizin yüreğinde.
Dertler, kederler sanrı olmasına rağmen , yinede onlara çare olarak, çözüm üreterek Yeni Dünyayı gerçek kılacağız ve Yeni Enerjiyi; sevgiyi aşkı bereketi barışı özgürlüğü huzuru yaşlı dünyamıza ve yorgun yaşamlarımıza demirleyebileceğiz.
Ne daha önce ne daha sonra.
Bizi kendimizden başka hiç kimse kurtaramayacak, ne ilahi Alem, ne Galaktik Alem ne de başka dostlar.
İnsanın ipi kendi elindedir.
İster varlığını tüketir, isterse de yokluktan varlığını üretir.
İnsan Ol’arak birbirimizi sevdikçe, birbirimizi maddi manevi anlayabildikçe ve kucaklayabildikçe, hadi Dostum diyerek sevgiyle yan yana yürüyebildikçe çıkabiliriz karanlıkların içinden.
Liyakatımız; sevgiyle aşkla ihtiyacımız Ol’madan yansımak, koşulsuzca paylaşmak, zararsızca kucaklaşmak ve bir diğerinin varlığında -Kendi varlığımıza- şükrederek yan yana yürüyebilmek ve “iyi ki varsın” diyebilmektir.
Yazan Nilgün Nart
28.08.2008 İstanbul / Turkiye
Sonsuz zamanlar sonra, aklımızın değil düşlerimizin bile düşlemekten yorulduğu, kutsal “Bekleyişimizin” ve “Arayışımızın” Hazinesine henüz dokunamadığımızı sanmanın huzursuzluğu ve hırçınlığı var üzerimizde.
Aslında hepimiz hazinemize çoktan dokunduk
Hatırlamamız gerekeni hatırladık.
Ol’makta Ol’Anı gördük.
Şimdi Buradayım.
Ben Ben’im.
“Şimdi Buradayım ve Ben Ben’im” bilgisi Ol’makta Ol’Andır ve hazinedir.
Işıklar yanmıştır, görmeyi seçmiş Ol’Anlar, görülmesi gerekeni görmüştür.
Işıklar yandıktan ve görülmesi gereken görüldükten sonra; ya ışıklar yanık olarak evin içinde oturmaya devam ederiz (Atalet ve eylemsizliğimiz bizi şimdiye kadar okuyarak aldığımız ve Ol’duğumuzu sandığımız bilgilerin obsesyonuna götürebilir) veya dışarı çıkar ve “Şimdi Burada Ben Ben’imi; sevginin ve aşkın hatırı için Ben’imin içindeki Sonsuz iyiliğin bilişinde, hatırlayışın açıklığında ve netliğinde sessizce gerçek eyleriz.
Değişimlerin en büyük özelliği; gerek toplumsal gerekse bireysel kaoslarımızın etrafımızda çılgınca dönerek aktörleriyle birlikte hasat mevsimine ve kendi liyakatımıza hizmet etmeleridir.
Şimdi Burada; Yol’da yürüyen yolcu için en büyük sınav (kendinden kendinedir); ayırt etme yeteneğinde ne kadar keskinleştiği, Yol’da yürümek için ne kadar azimli Ol’duğu, şimdiye kadar edindiği bilgiyi içi ve dışı Bir eylemek için mi kullandığı, Ol’makta Ol’Ana teslimiyeti, her teslimiyetten sonra bilinçli olarak varoluşu ( yeni varoluşun paradigmaları sevgi aşk güzellik iyilik bereket huzur barış ve özgürlüktür) seçerek çıkışı ve yeni paradigmaları ne kadar Ol’duğudur. (yaşamında yarattığıdır)
(Her ne kadar sevgi barış özgürlük üç boyutlu realitede dualistik olarak tanınsalarda aslında Varlığın ideasında Ol’An saf ve net Ol’uşlardır. Karşıtları Ol’duğunu sandığımız yanılsamaları şimdi burada farkındalığımızı açmak ve aşmamız içindir.)
Varlığımızın güzel hatırı için artık ataleti bilgiyle kırarak, kapıdan (maske ve hapishaneden) sevgiyle dışarı çıkıp düşlerimizi gerçek kılalım.
Basitçe Şimdi Buradasınız.
“Var’sınız”
Ve değişen her şeyin içinde ki “Değişmeyensiniz”.
“Ben Ben’im”
Ve “Değişmeyen” (varlığımızın farkındalığı) OL’duğumuzda, değişmeyen olduğumuzun bilgisiyle ve sevgiyle “Şimdi Burada” değiştirmek istediklerimizi değiştirebiliriz.
Yaşamlarımızda; Işığın Şifanın Bereketin Sevginin Aşkın Güzelliğin ve İyiliğin açığa çıkması için Bilginin ve Sevginin ancak birlikte kullanımı hizmet edebilir.
Tek başına sevgi yeterli değildir. Var Ol’An sevginin bilgiyle kullanılması hayrı ortaya çıkarır.
Bilgi Ol’madan sevgi, sevgi Ol’madan bilgi; tek kanatlı kuş gibidir.
Uçamayız. Her uçmaya kalktığımızda nefsin batağına saplanırız.
Sanıyoruz ki uçuyoruz. Uçtuğumuz alem illuzyon alemidir.
Bilgi ve Sevgi; BİR Ol’duğunda her An’ın aydınlığına doğabiliriz.
Her An’da yeni Ol’abiliriz.
Bilgi sevgiyi koruyarak; Sevgi Ol’An kendimizi, her An’da Koşulsuz İhtiyaçsız ve Zararsız kılar.
Sevgi bilgiye her An’da “Can” katarak, yaşamı, YAŞAM, insanı İNSAN kılar.
Tek başına istenilen güç yani sevgi olmadan kullanılan bilginin gücü; insanoğluna şimdiye kadar zarar vermiştir.
Zarar vermeyen tek Güç;
Sevgiyle kullanılan Bilginin Gücüdür.
Bilgiyle kullanılan Sevginin Gücüdür.
Ve birlikte Bir Tek Güç; KUDRET olarak açığa çıkar.
Kudret; bilgiden ve sevgiden doğandır.
Bilgi şudur; İnsan önce “kendine” gelebilmelidir ki Bir Ol’abilsin.
İnsan Kendini bilmeden ne Bir olabilir ne de Bir’liğe gelebilir.
“Kendini” bilmeden “bir” Ol’duğunun sanısı, insanın kendisine ve çevresine zarar verir.
Buradaki “bir” olsa olsa Süper Egodur.
Buradaki sözde birlik ve sözde hizmet ise güç ve can tesliminden başka bir şey değildir.
Yenidir.
Ama yeni bir TUTSAKLIKTIR.
Dünyada bundan sonra sergilenecek son kesti oyunu (insanın kendi kendine eylediği düşmanlıklar ve tuzaklarda dahil) yeni TUTSAKLIKLARDIR:
Yeniymiş gibi ama eski, tazeymiş gibi ama bayat.
Şimdiye kadar almış olduğumuz bilgiler ve eğitimler ile; hala içimizin taşlarını sökemiyorsak, yaşamlarımızda değişen hiç bir şey yoksa ve buna rağmen sarıldığımız her şey ellerimizin arsından kum tanesi gibi akıp gidiyorsa ve canımızın acısını içimizde düşlediğimiz yeni dünyanın devleşen sanrılarıyla geçiriyorsak ve maddesel aleme eskisinden daha çok eğilim gösteriyorsak, bıraktığımızı sandığımız yargılarımız korkularımız bir bir yine kapımızı çalmaya başladıysa, değil bir insanı kucaklamak artık kimseyi bile görmek istemiyorsak, ve artık kendimiz için bir yabancıysak halen üçüncü boyut farkındalığının liyakatındayız.
Zihnimiz veya kendini bütünden ayrı gören egomuz; bizi Yeni Enerjiye, Yeni Dünyaya götürdüğünü söylüyorsa ve biz için için bu sabırsız sesi ve itiliminin çabanın farkındaysak, -meliler, -malılar, amalar halen dilimizdeyse basitçe şunu hatırlayalım
-Bırakalım gidenlerin hepsi gitsin - Sadece - biz- Şimdi Burada Ol’alım yeterli.
(Bize acı keder tutsaklık sefalet yokluk ve iç karğaşa veren her şey; malımızdan mülkümüze, ilişkilerimizden, duygularımıza ve düşüncelerimize, beklentilerimize aklımıza gelen veya gelmeyen her şeyi; canımıza can katmayan her şeyi bırakırız.
Ve canımızın peşine sevgiyle düşeriz, yarın ne olacağım diye düşünmeden, kendimizi ego itilimiyle garantiye almadan; hesap kitap yapmadan, Şimdi Burada Ol’manın Bilgisinin gereğini yerine getiririz.)
( Bu demek değildir ki; dünyasal sorumluluklarımızdan kaçacağız ve vur patlasın çal oynasın her gece bir barda gönlüm hovarda olacak.
Bilgi; sevgiyle içimizdekini gerçek kılmak için hayatımızda olan diğerlerinin de en yüksek potansiyellerinin ve hayırlarının gerçekleşmesi için birlikte çözümler üretmektir.
Ve bizi, birlikte tutsaklığa sefalete acıya bağlayan ve yıllanmış sorunlara çözüm Ol’maktır. Çare Ol’maktır.
Yüreğimizin sesini dinlediğimizde hiç kimse zarar görmez göremez.
Eğer seçiminizden dolayı bir acı oluşuyorsa da; istiridyenin içindeki inci Ol’ma acısıdır. Yaradan esirgeyecek koruyacak ve şifalandıracaktır.
Çünkü herkesin yüreğinde oturan, ve her yerde Ol’An O’dur.
Yeter ki biz yüreğin kanunlarını gerçek kılalım ve kararlarımızı yüreğimizden verelim. Endişeyi korkuyu çabayı ve sanrıyı bırakalım.
Yüreğimizden konuşalım, yaşayalım, verelim.
Ve yürekte yaşanmasına aynalık edelim.
Basitçe eylemlerimizden duygularımıza ve düşüncelerimize kadar tüm boyutlarımızda izin verelim ve Ol’alım.
Ve Ol’mak hissetmek ile başlar.
Değişim ve Geçiş hissetmeden olabilecek bir şey değildir.
Geçişi ve yeniyi -hissetmek- gerçek kılacaktır.
Yeninin malzemesi ve kozmik maddesi “Hissetmektir”.
Sevgiyi hissetmek ve sevmek için kendimize izin verdiğimizde, yüreğimizde bir sızı oluşmaya başlar. Çünkü sevmek incinmeye açık hale gelmektir. Sevmek varlığını Ol’makta Ol’Ana olduğu gibi açmaktır. Sevmek başımıza deneyim olarak ne gelirse gelsin, karşımıza kim ve ne çıkarsa çıksın Hak’tan geldiğini bilerek ve sevebildiğimiz için şükrederek, inci Ol’maya başlamaktır.
Farkındalık Bilgidir.
Hissetmek Sevgidir.
Farkındalıkla hissederiz
Hissederek ayırt ederiz
Yeni dünyanın; tüm fiziksel duyuların karşılığı Ol’An duyu organı( benzetme) Hissetmektir.
Hissetmemiz; bizi eyleme geçirebiliyorsa değişimimizi ateşleyebiliyorsa hissetmektir.
Hareket geçirmeyen, değişim yaratmayan hissediş olamaz.
Bu Farkındalıktır.
Fark etmek tek başına yeterli değildir.
Hissetmeyi ( değişimi başlatan ateş) farkındalığın üstüne örtebilme yeteneği kazanmamız hayrımızadır.
Kendimizin, diğer insan kardeşlerimizin kalplerinin derinliğinde erimek, manalarda birlikte demlenmek hissetmektir.
Çoğalmak ve genişlemektir.
Çoğalmak ve genişlemek çözümdür.
Başka bir dünya yaratmaktır. Yeni Dünyayı yaratmaktır.
Yeni Dünya hissederek, çoğalarak genişleyerek kapsayarak ve böylelikle üçüncü boyutun “dert sanrılarına” çare olarak gerçek Ol’acak her birimizin yüreğinde.
Dertler, kederler sanrı olmasına rağmen , yinede onlara çare olarak, çözüm üreterek Yeni Dünyayı gerçek kılacağız ve Yeni Enerjiyi; sevgiyi aşkı bereketi barışı özgürlüğü huzuru yaşlı dünyamıza ve yorgun yaşamlarımıza demirleyebileceğiz.
Ne daha önce ne daha sonra.
Bizi kendimizden başka hiç kimse kurtaramayacak, ne ilahi Alem, ne Galaktik Alem ne de başka dostlar.
İnsanın ipi kendi elindedir.
İster varlığını tüketir, isterse de yokluktan varlığını üretir.
İnsan Ol’arak birbirimizi sevdikçe, birbirimizi maddi manevi anlayabildikçe ve kucaklayabildikçe, hadi Dostum diyerek sevgiyle yan yana yürüyebildikçe çıkabiliriz karanlıkların içinden.
Liyakatımız; sevgiyle aşkla ihtiyacımız Ol’madan yansımak, koşulsuzca paylaşmak, zararsızca kucaklaşmak ve bir diğerinin varlığında -Kendi varlığımıza- şükrederek yan yana yürüyebilmek ve “iyi ki varsın” diyebilmektir.
Yazan Nilgün Nart
28.08.2008 İstanbul / Turkiye
Etiketler:
aşk,
bilgiyle ve sevgiyle varolmak,
bir,
evrensel insan,
evrensel varoluş,
kendisi Ol'mak,
sevgi
5 Mayıs 2008 Pazartesi
EVRENSEL VAROLUŞ I - Ruh Duruşu
EVRENSEL VAROLUŞ I - Ruh Duruşu
Ol’uşlarımızın ve sanrılarımızın “kaderimiz” olmakta Ol’duğu zamanlarda ve mekanlardayız…
Ayırt etme yeteneğimizi keskinleştirip; “Var” Ol’manın gerçekten ne demek Ol’duğunu algılayarak, Kosmik Duruşumuzu – Yönümüzü belirlememiz (Kozmik tarihimizi; kendimizi bilemediğimiz tüm zamanlar boyunca gerçekte bize ne olmuş olduğu ve Şimdi Buradan sonra ne olacağı ve nereye gideceğimiz), Evrensel Varoluşumuzun “Nedenini” neye bağlayacağımızı tespit etmiş olmamız ( içsel var olma nedenimiz) ve Ruh Kavrayışımızı bir An önce derinleştirip ayağa kalkmamız hayrımıza olacaktır.
Bu nedenle zihnin ve binlerce yıldır semirmiş Egoların oyun malzemesi Ol’An, tüm insanlığın bilincinde sefilliğin ve cehaletin nedeni Ol’An, inanıldığı için tüm illuzyonik karmik bağları yaratan, seçilmişleri- kurbanları üreten, tanrıcıkları ve tapanları icat eden; kader, okul, sınav, ders gibi kavramlara hiçbir öğretinin, dinin ve şartlanmanın etkisi altında kalmadan gönül gözü ile dikkatlice bakmanızı sevgiyle tavsiye ediyorum.
Biz insanlar Şimdi Burada; bu dünyaya yiyip içip gezmek kendimizden geçmek için gelmedik. Ama okulda okumak ve sınava girmek için de gelmedik.
Okulda Ol’ma ve sınava girme iluzyonu; Evrende varlığa yeni çıkış yapan ve Evreni Sonsuzluğunu Sınırsızlığını, Alemlerin ve boyutların paradoksal Varoluşunu henüz anlayamayacak evrim skalasında olan varlık boyutlarında geçerli bir sanrıdır. Veya deneyimdir. Varlık büyüdüğünde Evrimleştikçe “benlik Ol’uşlarına” göre terk edilmesi hayrınadır.
Varlığın; görünüşe çıkışında eğitim aracı iken, vakti saati geldiğinde terk edilmez ise, Varlığın içinden çıkamayacağı hapishaneye dönüşür. Hapishane hem dışardan illuzyona hizmet edenler tarafından örülür hem de içerden Nefs tarafından örülür. ( Okul, sınav ders illuzyonundan beslenen Alemler ve varlıklar bizler bu kavramlara değer atfettikçe ve inandıkça, sanrıyı devam ettirmek için ellerinden geleni yaparlar, çünkü onlarda kendi seçimleri gereği bunun üzerine tekamül etmektedirler.)
Bu illuzyonda zihin (nefs) Yaptığı hizmetler için hem bu dünyada hem ahirette ödül beklemeye, cezadan acıdan kaçmaya alışır ve kendine yaşayabileceği konfor alanı oluşturur. Bu oyun alanında; seçilmişler, kurbanlar, görevliler, tanrılar, tapanlar ve dolayısıyla kader, acı, sefalet, atalet, kibir, karanlık aklınıza gelebilecek ve bizim şu anda Yeni Dünyayı yeryüzüne indirme adına ilerlediğimiz yolda bırakmaya çalıştığımız eski kavramlar ve tekamül yolları ortaya çıkar.
Ve böylece Sonsuz zamanlardır, Dünya toprağından “İnsan” olarak Varoluşa çıkmak üzere OL’An, kendini henüz bilmeyen insanın ve haddini bilmeyen Alemlerin - varlıkların oyun alanı olur.
Ne yazıktır ki bu Alemler; İnsanın okulda, sınavda, ezada, cefada, Yaradan’dan ayrı ve kul Ol’duğunu sanmasına neden OL’muş ve izin vermişlerdir.
Halbuki İnsanı; sadece koruyup kollamaları ve sevgiyle büyütmeleri gerekirken, insan için “kader” yazmışlardır.
Oysa ki İnsanın “Kaderi” kendisi iken ve kaderin ismi “”Alemlerin Efendisi”” iken.
Maksat korumak, kollamak şefkatle sevgiyle “Varoluşu”, hiçliğinde büyütmekse ve bu da güzelliğin ve sevginin hatırı için yapılıyorsa, ne kutlu varoluşu sevgiyle yüreğinde büyütenlere ve kol kanat gerenlere.
Bazen “masallar” gerçek diye anlatılır. illuzyon Ol’ur yaşanan.
Bazen; “Gerçekler” masal diye aktarılır. Masal diye sunulanın içindeki Sonsuz Gerçektir. Ol’dukça bilinir. Bilindikçe Ol’unur.
Gezegenlerin var Ol’masının nasıl ki bir nedeni yoksa, Ol’makta Ol’Anın da bir nedeni yoktur. OL’Andır.
İnsan; Alemlerin Efendisidir. Tanrı’nın sırrının sırrıdır.
Neden derseniz, bunun da bir nedeni yoktur.
Çünkü “İnsan” nedensiz “Nedendir”.
Ol’makta Ol’Anlara; kendinin ve kendisi Ol’An Bütünün hayrına Şimdi Buradan sonra neden OL’acak “Nedendir”. Tabiî ki “Kendini Bilenlere”.
Bize öğretilerle belletildiği gibi, yalan yanlış anlatıldığı gibi ne kuluz ne cezalıyız ne sınavdayız. Ne ötesi var ne berisi.
Her şey Şimdi Burada.
Ve bizler her An’da masumduk. Ve sevgiydik.
Bizler sadece ve sadece “büyüyorduk”.
Kendi zamanımıza ve mekanımıza. Momentimize.
Artık “İnsan” büyümüş ve moment dolmuştur.
Her şeyin çaresi insanın “Kendisidir”. Kendisini İnsan Ol’arak bilmesidir.
Çanlar İnsan için çalmaktadır.
“Kutsal Vaad” insan için sunulmaktadır. Almak için hazır ve nazır OL’Anlara.
İnsan; Alemlere hiçlikte kaftan biçecek OL’Andır. Manalandıracak ve Rahmet gibi yağacak Ol’Andır.
Son perdeyi indirecek, Tamamlayacak, Bütünleyecek, kendini kendinde dengelemesiyle ve merkezlemesiyle Evrenleri ve Alemleri de dengeleyecek OL’Andır.
Kendini bilişiyle; kendine ve Alemelere “hayır”, kendinden vazgeçişiyle Alemlere “yem” ve “şer” Olacak Ol’Ândır.
Artık Ol’maya kara vermeli ve “Kendimizi” gerçeğimize büyütmeliyiz.
Çünkü artık çok şey biliyoruz.
Yeteri kadar dersimizi aldık.
Yeteri kadar acı ve keder çektik.
Yeteri kadar taptık ve kurban olduk.
Bu rolleri defalarca defalarca yaşadık
Ne Alemlere ne de yücelere hiç birine ihtiyacımız yok. Kendimizi bilmemiz ve “kendimizden” başka.
Vakit geldi. Artık büyüyebiliriz.
İnsan; büyümeye kara verdiğinde büyüyebilir, Ol’maya karar verdiğinde Ol’abilir.
Ve İnsan; O’ndan ayrı değildir.
“O”; Sevgidir, Aşktır, Neşedir. Dengedir.
Sevgiyseniz, aşksanız, neşeyseniz, dengede ve merkezde iseniz O’sunuz.
O An’da O’dan ayrı değilsiniz. Ruh Kavrayışındasınız ve muhteşemsiniz.
Bu nedenle O, Bir, Şimdi, Burada, An, Ebedilik gibi halleri ve Ruhun duruşunu; kelimelerin yettiğince tarif etmeye çalışmış olan Ken Wilber’in kısa yazılarını yolunuza ışık olması için sizinle sevgiyle paylaşıyorum.
************Ken Wilber der ki; " İnsan Tanrı’dan ayrı olduğunu ve ona tekamül ederek varmaya çalışabileceğini sanır. Tanrı’nın bireye açık görünmeyebilmesinin nedeni, bu hep var olan Tanrı bilgisinin biraz tuhaf doğasıdır; yani “O” ikilik- olmayan'dır ( "ikilik - olmayan" tam olarak Bir anlamına gelmez. Çünkü arı Birlik daha çok kendi Çokluk karşıtını dışladığı için ikiliktir. Tekil Bir çoğul Çok'a karşıtken, ikilik-olmayan her ikisini de kapsar. "İkincisi olmayan Bir'in anlamı "Karşıtı olmayan Bir'dir, yoksa Çok'a karşıt anlamında değildir. Hem çokluğu hem de birliği denge içinde kucaklar.)
Bir kimsenin onu biliyor görünmemesinin tek nedeni, özne olarak kişinin ister zihinsel isterse fiziksel olsun bir nesneye baktığında, şeyleri ikilik içinde görmeye çok alışık olması ve "kendisi" ve "o nesne"nin bambaşka iki şey olduğu düşüncesiyle, " Evet nesneyi çok açık olarak görüyorum" diye duyumsamasıdır. Özne olarak kişi, bundan dolayı, doğal olarak Tanrıyı da orada bir yerde bakılacak ve kavranacak bir nesne olarak görebileceğini varsayar. Bu yüzden o, kavrayıcı, Tanrıyı, yani kavrananı elde edebilmeli diye düşünülür.
Ama Tanrı elde edici ve elde edilen olarak ikiye bölünmeyecektir. Çünkü bütündür. Tanrı olduğunuz için elbette Tanrıyı göremezsiniz. Tıpkı gözün kendini görememesi, kulağın kendini işitememesi gibi.
Ve Zenrin basitçe şöyle der; "Kesen, ama kendini kesemeyen bir kılıç gibi; gören ama kendini göremeyen bir göz gibi." Gerçekten de, gözünüz kendini görmeye çalışsa, kesinlikle hiç bir şey göremez. Benzer olarak boşluk da, Tanrı'yı aramaya çalıştığınız şu anda göremediğiniz şeydir.
“””“O”, Boşluk, tam olarak, her zaman aramakta olduğunuz, ama hiç bir zaman bulamadığınız ya da göremediğiniz şeydir. VE TAM DA O GÖREMEYİŞ O'DUR. """"
Gerçekliğin tümünde yalnızca bir ikincisi olmayan Bir vardır, ama yine de kişi, alışkanlıktan ötürü, Onu iki yapmaya, bölmeye, böylece sonunda Onu yakalamaya veya sürekli bir "varılmayan- varış " yeri olarak ayrı algılamaya çalışır.
“””””Ken Wilber; " ikilik –olmayanın (O’nun) dışında gerçekte hiç birşey olmadığı için, uzayda ya da zamanda Tanrının olmadığı hiç bir nokta yoktur. Bu, Tanrının bir parçasının---panteizmde olduğu gibi-- her bir şeyde bulunduğu anlamına gelmez, çünkü bu sonsuzun içerisine bir sınır getirmek, her şeye sonsuz pastanın farklı bir dilimini yüklemek demektir. Doğrusu, Bütünün---ikilik-olmayanın--Tanrının---uzay ve zamanın her noktasında EKSİKSİZCE ve BÜTÜN olarak bulunduğudur ve bunun nedeni HER BİR NOKTADA FARKLI SONSUZUNUZUN OLAMAYACAK OLMASIDIR. Aziz Bonaventura nın dediği gibi; “Tanrı merkezi her yerde olan ve çevresi hiç bir yerde olmayan bir küredir,"
Öyleki, Plotinos'un sözleriyle, " hiçbir yerdeyse de, hiç bir yer O değildir."
"Tanrının, ancak kendisi uzaysızsa, uzayın her noktasında bütünüyle var olabileceğine dikkat edin. Nasıl ki gözleriniz yalnızca kendisinde kırmızı renk olmadığı ya da "kırmızısız" olduğu için kırmızı renkli şeyleri görebiliyorsa, aynı şekilde Tanrı da tüm uzayı kapsayabilir, çünkü Kendisinde uzay yoktur, ya da "uzaysız"dır. "
"Ne olursa olsun, sonsuz denilen şey, başka noktalar, uzaylar ve boyutlar arasında bir nokta, bir uzay--hatta çok büyük bir uzay---ya da bir boyut değildir; tersine noktasız, uzaysız, boyutsuzdur-- birçokları arasında bir değil, ama bir ikincisi olmayan bir. Aynı şekilde, sonsuzun bütünü uzayın tüm noktalarında bulunabilir, çünkü kendisi uzaysız olduğundan, uzayla çatışmaz ve dolayısıyla onu bütünüyle kapsamak için özgürdür--tıpkı şekilsiz ve formsuz olduğu için suyun tüm şekil ve formlardaki kapları doldurabilmesi gibi. Hem sonsuz, uzayın her noktasında kendi bütünlüğü içinde var olduğuna göre, sonsuzun tümü tam BURADA eksiksiz olarak bulunur. Aslında, sonsuzun gözünden orası diye bir yer yoktur ( çünkü, kabaca dile getirirsek, eğer oradaki bir başka yere giderseniz, yine yalnızca buradaki ile aynı sonsuzu bulursunuz, çünkü her bir yerde başka bir sonsuzluk bulunmaz.)"
"Zaman içinde bu böyledir. Tanrı ancak eğer Kendisi zamansızsa, zamanın her noktasında bütünlüğü içinde bulunabilir. Ve zamansız olan Ebedidir. Ebedilik "sonsuz zaman süresi değil, zamansızlıktır". Başka bir deyişle, Ebedilik; hep-süren zaman değil, ama zaman olmaksızın bir An'dır. Bu yüzden zamansız olduğundan Ebediliğin tümü zamanın her noktasında bütün ve tam olarak bulunur.
Dolayısıyla ebediliğin tümü tam ŞİMDİ zaten vardır. Ebediliğin gözünden, ister geçmiş isterse gelecek olsun, o zaman diye bir şey yoktur. HER YERDE VE HER ZAMAN HAZIR OLMANIN ANLAMI YALIN OLARAK BUDUR. TANRI EŞZAMANLI OLARAK, HER YERDE VE HER ZAMAN BÜTÜNLÜĞÜN İÇİNDE BULUNUR. "
"TANRIYI HER YERDE VE HER ŞEYDE GÖREMEYEN BİRİ, ASLINDA ONU HİÇ BİR YERDE GÖREMEZ."
"Yalnızca daha öte gelişim, yalnızca daha öte evrim olan meditasyon- farkındalık şöyle ilerler----birlikten birliğe bir dönüşüm, ta ki yalnızca Birlik olana dek; öyle ki Tanrı, uyarısız gelen bir fark edişin ve son olarak anımsayışın verdiği sarsıntı içinde, sessizce kendi kendine gülümser, gözlerini kapar, derin bir soluk alır ve milyonuncu kez kendisini dışavurur; tümüyle kendi eğlencesi ve oyunu olan belirişinde kendini yitirir. "" KEN WİLBER, The Atman Project
*********************************************************************************
“KENDİ” zaten vardır ve biz zaten O'yuz.
Parçalar birleşecek Bütünü oluşturacak, Bütün bizde olmayacak parçasıyız dersek nasıl “kendisi” OL’abiliriz.
Şimdi YOL’dayım varacağım dersek; düşünce ve seçim An’daki “Gerçekliğimizi” yaratıyorsa nasıl ŞİMDİ BURADA OL’abiliriz.
OL’mak için artık karar vermezsek nasıl “Kendisi” olabiliriz.
Yaradan'ın olmakta olanı bilmemesi, “Kaderi” bilmemesi diye bir şey söz konusu olamaz. Olmakta olanın "Kendisi" zaten O'dur. Ve insan basitçe “Kendisi” yani Efendi ise OL’makta Ol’anın hayrı mı şer mi olacağını İlahi İradesi ile seçer ve karar verir. Ve kendi kendini “Gerçek” kılar. Ve “Kendisi” kaderdir.
Yaradan her Varlığın seçimini bilmektedir. Çünkü Yaradan’dır.
Varlık Kader var derse; atalete girer. İrade ve cesaret göstermesini bilmek gerek.
Varlık Kader yok derse sefalete düşer. Teslim OL’masını da bilmek gerek.
Nihayetinde İnsan ne olduğunu basitçe biliyorsa ve OL’uyorsa Efendidir. Özgürdür. Kaderini yaratır.
Eğer ki İnsan “kendisinden” ve ne olduğundan bi haber ise kaderi yaratanların ve dolayısıyla da kendisi için yaratılan kaderin kurbanıdır.
İnsana; özgürlük, sevgi, aşk, asalet kısaca Efendilik yakışır.
Yazan Nilgün Nart
03.05.2008 / İstanbul
Ol’uşlarımızın ve sanrılarımızın “kaderimiz” olmakta Ol’duğu zamanlarda ve mekanlardayız…
Ayırt etme yeteneğimizi keskinleştirip; “Var” Ol’manın gerçekten ne demek Ol’duğunu algılayarak, Kosmik Duruşumuzu – Yönümüzü belirlememiz (Kozmik tarihimizi; kendimizi bilemediğimiz tüm zamanlar boyunca gerçekte bize ne olmuş olduğu ve Şimdi Buradan sonra ne olacağı ve nereye gideceğimiz), Evrensel Varoluşumuzun “Nedenini” neye bağlayacağımızı tespit etmiş olmamız ( içsel var olma nedenimiz) ve Ruh Kavrayışımızı bir An önce derinleştirip ayağa kalkmamız hayrımıza olacaktır.
Bu nedenle zihnin ve binlerce yıldır semirmiş Egoların oyun malzemesi Ol’An, tüm insanlığın bilincinde sefilliğin ve cehaletin nedeni Ol’An, inanıldığı için tüm illuzyonik karmik bağları yaratan, seçilmişleri- kurbanları üreten, tanrıcıkları ve tapanları icat eden; kader, okul, sınav, ders gibi kavramlara hiçbir öğretinin, dinin ve şartlanmanın etkisi altında kalmadan gönül gözü ile dikkatlice bakmanızı sevgiyle tavsiye ediyorum.
Biz insanlar Şimdi Burada; bu dünyaya yiyip içip gezmek kendimizden geçmek için gelmedik. Ama okulda okumak ve sınava girmek için de gelmedik.
Okulda Ol’ma ve sınava girme iluzyonu; Evrende varlığa yeni çıkış yapan ve Evreni Sonsuzluğunu Sınırsızlığını, Alemlerin ve boyutların paradoksal Varoluşunu henüz anlayamayacak evrim skalasında olan varlık boyutlarında geçerli bir sanrıdır. Veya deneyimdir. Varlık büyüdüğünde Evrimleştikçe “benlik Ol’uşlarına” göre terk edilmesi hayrınadır.
Varlığın; görünüşe çıkışında eğitim aracı iken, vakti saati geldiğinde terk edilmez ise, Varlığın içinden çıkamayacağı hapishaneye dönüşür. Hapishane hem dışardan illuzyona hizmet edenler tarafından örülür hem de içerden Nefs tarafından örülür. ( Okul, sınav ders illuzyonundan beslenen Alemler ve varlıklar bizler bu kavramlara değer atfettikçe ve inandıkça, sanrıyı devam ettirmek için ellerinden geleni yaparlar, çünkü onlarda kendi seçimleri gereği bunun üzerine tekamül etmektedirler.)
Bu illuzyonda zihin (nefs) Yaptığı hizmetler için hem bu dünyada hem ahirette ödül beklemeye, cezadan acıdan kaçmaya alışır ve kendine yaşayabileceği konfor alanı oluşturur. Bu oyun alanında; seçilmişler, kurbanlar, görevliler, tanrılar, tapanlar ve dolayısıyla kader, acı, sefalet, atalet, kibir, karanlık aklınıza gelebilecek ve bizim şu anda Yeni Dünyayı yeryüzüne indirme adına ilerlediğimiz yolda bırakmaya çalıştığımız eski kavramlar ve tekamül yolları ortaya çıkar.
Ve böylece Sonsuz zamanlardır, Dünya toprağından “İnsan” olarak Varoluşa çıkmak üzere OL’An, kendini henüz bilmeyen insanın ve haddini bilmeyen Alemlerin - varlıkların oyun alanı olur.
Ne yazıktır ki bu Alemler; İnsanın okulda, sınavda, ezada, cefada, Yaradan’dan ayrı ve kul Ol’duğunu sanmasına neden OL’muş ve izin vermişlerdir.
Halbuki İnsanı; sadece koruyup kollamaları ve sevgiyle büyütmeleri gerekirken, insan için “kader” yazmışlardır.
Oysa ki İnsanın “Kaderi” kendisi iken ve kaderin ismi “”Alemlerin Efendisi”” iken.
Maksat korumak, kollamak şefkatle sevgiyle “Varoluşu”, hiçliğinde büyütmekse ve bu da güzelliğin ve sevginin hatırı için yapılıyorsa, ne kutlu varoluşu sevgiyle yüreğinde büyütenlere ve kol kanat gerenlere.
Bazen “masallar” gerçek diye anlatılır. illuzyon Ol’ur yaşanan.
Bazen; “Gerçekler” masal diye aktarılır. Masal diye sunulanın içindeki Sonsuz Gerçektir. Ol’dukça bilinir. Bilindikçe Ol’unur.
Gezegenlerin var Ol’masının nasıl ki bir nedeni yoksa, Ol’makta Ol’Anın da bir nedeni yoktur. OL’Andır.
İnsan; Alemlerin Efendisidir. Tanrı’nın sırrının sırrıdır.
Neden derseniz, bunun da bir nedeni yoktur.
Çünkü “İnsan” nedensiz “Nedendir”.
Ol’makta Ol’Anlara; kendinin ve kendisi Ol’An Bütünün hayrına Şimdi Buradan sonra neden OL’acak “Nedendir”. Tabiî ki “Kendini Bilenlere”.
Bize öğretilerle belletildiği gibi, yalan yanlış anlatıldığı gibi ne kuluz ne cezalıyız ne sınavdayız. Ne ötesi var ne berisi.
Her şey Şimdi Burada.
Ve bizler her An’da masumduk. Ve sevgiydik.
Bizler sadece ve sadece “büyüyorduk”.
Kendi zamanımıza ve mekanımıza. Momentimize.
Artık “İnsan” büyümüş ve moment dolmuştur.
Her şeyin çaresi insanın “Kendisidir”. Kendisini İnsan Ol’arak bilmesidir.
Çanlar İnsan için çalmaktadır.
“Kutsal Vaad” insan için sunulmaktadır. Almak için hazır ve nazır OL’Anlara.
İnsan; Alemlere hiçlikte kaftan biçecek OL’Andır. Manalandıracak ve Rahmet gibi yağacak Ol’Andır.
Son perdeyi indirecek, Tamamlayacak, Bütünleyecek, kendini kendinde dengelemesiyle ve merkezlemesiyle Evrenleri ve Alemleri de dengeleyecek OL’Andır.
Kendini bilişiyle; kendine ve Alemelere “hayır”, kendinden vazgeçişiyle Alemlere “yem” ve “şer” Olacak Ol’Ândır.
Artık Ol’maya kara vermeli ve “Kendimizi” gerçeğimize büyütmeliyiz.
Çünkü artık çok şey biliyoruz.
Yeteri kadar dersimizi aldık.
Yeteri kadar acı ve keder çektik.
Yeteri kadar taptık ve kurban olduk.
Bu rolleri defalarca defalarca yaşadık
Ne Alemlere ne de yücelere hiç birine ihtiyacımız yok. Kendimizi bilmemiz ve “kendimizden” başka.
Vakit geldi. Artık büyüyebiliriz.
İnsan; büyümeye kara verdiğinde büyüyebilir, Ol’maya karar verdiğinde Ol’abilir.
Ve İnsan; O’ndan ayrı değildir.
“O”; Sevgidir, Aşktır, Neşedir. Dengedir.
Sevgiyseniz, aşksanız, neşeyseniz, dengede ve merkezde iseniz O’sunuz.
O An’da O’dan ayrı değilsiniz. Ruh Kavrayışındasınız ve muhteşemsiniz.
Bu nedenle O, Bir, Şimdi, Burada, An, Ebedilik gibi halleri ve Ruhun duruşunu; kelimelerin yettiğince tarif etmeye çalışmış olan Ken Wilber’in kısa yazılarını yolunuza ışık olması için sizinle sevgiyle paylaşıyorum.
************Ken Wilber der ki; " İnsan Tanrı’dan ayrı olduğunu ve ona tekamül ederek varmaya çalışabileceğini sanır. Tanrı’nın bireye açık görünmeyebilmesinin nedeni, bu hep var olan Tanrı bilgisinin biraz tuhaf doğasıdır; yani “O” ikilik- olmayan'dır ( "ikilik - olmayan" tam olarak Bir anlamına gelmez. Çünkü arı Birlik daha çok kendi Çokluk karşıtını dışladığı için ikiliktir. Tekil Bir çoğul Çok'a karşıtken, ikilik-olmayan her ikisini de kapsar. "İkincisi olmayan Bir'in anlamı "Karşıtı olmayan Bir'dir, yoksa Çok'a karşıt anlamında değildir. Hem çokluğu hem de birliği denge içinde kucaklar.)
Bir kimsenin onu biliyor görünmemesinin tek nedeni, özne olarak kişinin ister zihinsel isterse fiziksel olsun bir nesneye baktığında, şeyleri ikilik içinde görmeye çok alışık olması ve "kendisi" ve "o nesne"nin bambaşka iki şey olduğu düşüncesiyle, " Evet nesneyi çok açık olarak görüyorum" diye duyumsamasıdır. Özne olarak kişi, bundan dolayı, doğal olarak Tanrıyı da orada bir yerde bakılacak ve kavranacak bir nesne olarak görebileceğini varsayar. Bu yüzden o, kavrayıcı, Tanrıyı, yani kavrananı elde edebilmeli diye düşünülür.
Ama Tanrı elde edici ve elde edilen olarak ikiye bölünmeyecektir. Çünkü bütündür. Tanrı olduğunuz için elbette Tanrıyı göremezsiniz. Tıpkı gözün kendini görememesi, kulağın kendini işitememesi gibi.
Ve Zenrin basitçe şöyle der; "Kesen, ama kendini kesemeyen bir kılıç gibi; gören ama kendini göremeyen bir göz gibi." Gerçekten de, gözünüz kendini görmeye çalışsa, kesinlikle hiç bir şey göremez. Benzer olarak boşluk da, Tanrı'yı aramaya çalıştığınız şu anda göremediğiniz şeydir.
“””“O”, Boşluk, tam olarak, her zaman aramakta olduğunuz, ama hiç bir zaman bulamadığınız ya da göremediğiniz şeydir. VE TAM DA O GÖREMEYİŞ O'DUR. """"
Gerçekliğin tümünde yalnızca bir ikincisi olmayan Bir vardır, ama yine de kişi, alışkanlıktan ötürü, Onu iki yapmaya, bölmeye, böylece sonunda Onu yakalamaya veya sürekli bir "varılmayan- varış " yeri olarak ayrı algılamaya çalışır.
“””””Ken Wilber; " ikilik –olmayanın (O’nun) dışında gerçekte hiç birşey olmadığı için, uzayda ya da zamanda Tanrının olmadığı hiç bir nokta yoktur. Bu, Tanrının bir parçasının---panteizmde olduğu gibi-- her bir şeyde bulunduğu anlamına gelmez, çünkü bu sonsuzun içerisine bir sınır getirmek, her şeye sonsuz pastanın farklı bir dilimini yüklemek demektir. Doğrusu, Bütünün---ikilik-olmayanın--Tanrının---uzay ve zamanın her noktasında EKSİKSİZCE ve BÜTÜN olarak bulunduğudur ve bunun nedeni HER BİR NOKTADA FARKLI SONSUZUNUZUN OLAMAYACAK OLMASIDIR. Aziz Bonaventura nın dediği gibi; “Tanrı merkezi her yerde olan ve çevresi hiç bir yerde olmayan bir küredir,"
Öyleki, Plotinos'un sözleriyle, " hiçbir yerdeyse de, hiç bir yer O değildir."
"Tanrının, ancak kendisi uzaysızsa, uzayın her noktasında bütünüyle var olabileceğine dikkat edin. Nasıl ki gözleriniz yalnızca kendisinde kırmızı renk olmadığı ya da "kırmızısız" olduğu için kırmızı renkli şeyleri görebiliyorsa, aynı şekilde Tanrı da tüm uzayı kapsayabilir, çünkü Kendisinde uzay yoktur, ya da "uzaysız"dır. "
"Ne olursa olsun, sonsuz denilen şey, başka noktalar, uzaylar ve boyutlar arasında bir nokta, bir uzay--hatta çok büyük bir uzay---ya da bir boyut değildir; tersine noktasız, uzaysız, boyutsuzdur-- birçokları arasında bir değil, ama bir ikincisi olmayan bir. Aynı şekilde, sonsuzun bütünü uzayın tüm noktalarında bulunabilir, çünkü kendisi uzaysız olduğundan, uzayla çatışmaz ve dolayısıyla onu bütünüyle kapsamak için özgürdür--tıpkı şekilsiz ve formsuz olduğu için suyun tüm şekil ve formlardaki kapları doldurabilmesi gibi. Hem sonsuz, uzayın her noktasında kendi bütünlüğü içinde var olduğuna göre, sonsuzun tümü tam BURADA eksiksiz olarak bulunur. Aslında, sonsuzun gözünden orası diye bir yer yoktur ( çünkü, kabaca dile getirirsek, eğer oradaki bir başka yere giderseniz, yine yalnızca buradaki ile aynı sonsuzu bulursunuz, çünkü her bir yerde başka bir sonsuzluk bulunmaz.)"
"Zaman içinde bu böyledir. Tanrı ancak eğer Kendisi zamansızsa, zamanın her noktasında bütünlüğü içinde bulunabilir. Ve zamansız olan Ebedidir. Ebedilik "sonsuz zaman süresi değil, zamansızlıktır". Başka bir deyişle, Ebedilik; hep-süren zaman değil, ama zaman olmaksızın bir An'dır. Bu yüzden zamansız olduğundan Ebediliğin tümü zamanın her noktasında bütün ve tam olarak bulunur.
Dolayısıyla ebediliğin tümü tam ŞİMDİ zaten vardır. Ebediliğin gözünden, ister geçmiş isterse gelecek olsun, o zaman diye bir şey yoktur. HER YERDE VE HER ZAMAN HAZIR OLMANIN ANLAMI YALIN OLARAK BUDUR. TANRI EŞZAMANLI OLARAK, HER YERDE VE HER ZAMAN BÜTÜNLÜĞÜN İÇİNDE BULUNUR. "
"TANRIYI HER YERDE VE HER ŞEYDE GÖREMEYEN BİRİ, ASLINDA ONU HİÇ BİR YERDE GÖREMEZ."
"Yalnızca daha öte gelişim, yalnızca daha öte evrim olan meditasyon- farkındalık şöyle ilerler----birlikten birliğe bir dönüşüm, ta ki yalnızca Birlik olana dek; öyle ki Tanrı, uyarısız gelen bir fark edişin ve son olarak anımsayışın verdiği sarsıntı içinde, sessizce kendi kendine gülümser, gözlerini kapar, derin bir soluk alır ve milyonuncu kez kendisini dışavurur; tümüyle kendi eğlencesi ve oyunu olan belirişinde kendini yitirir. "" KEN WİLBER, The Atman Project
*********************************************************************************
“KENDİ” zaten vardır ve biz zaten O'yuz.
Parçalar birleşecek Bütünü oluşturacak, Bütün bizde olmayacak parçasıyız dersek nasıl “kendisi” OL’abiliriz.
Şimdi YOL’dayım varacağım dersek; düşünce ve seçim An’daki “Gerçekliğimizi” yaratıyorsa nasıl ŞİMDİ BURADA OL’abiliriz.
OL’mak için artık karar vermezsek nasıl “Kendisi” olabiliriz.
Yaradan'ın olmakta olanı bilmemesi, “Kaderi” bilmemesi diye bir şey söz konusu olamaz. Olmakta olanın "Kendisi" zaten O'dur. Ve insan basitçe “Kendisi” yani Efendi ise OL’makta Ol’anın hayrı mı şer mi olacağını İlahi İradesi ile seçer ve karar verir. Ve kendi kendini “Gerçek” kılar. Ve “Kendisi” kaderdir.
Yaradan her Varlığın seçimini bilmektedir. Çünkü Yaradan’dır.
Varlık Kader var derse; atalete girer. İrade ve cesaret göstermesini bilmek gerek.
Varlık Kader yok derse sefalete düşer. Teslim OL’masını da bilmek gerek.
Nihayetinde İnsan ne olduğunu basitçe biliyorsa ve OL’uyorsa Efendidir. Özgürdür. Kaderini yaratır.
Eğer ki İnsan “kendisinden” ve ne olduğundan bi haber ise kaderi yaratanların ve dolayısıyla da kendisi için yaratılan kaderin kurbanıdır.
İnsana; özgürlük, sevgi, aşk, asalet kısaca Efendilik yakışır.
Yazan Nilgün Nart
03.05.2008 / İstanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)