7 Temmuz 2009 Salı
14 Nisan 2009 Salı
NE YAZIK - NE KUTLU
NE YAZIK - NE KUTLU
İnsan *basit* yaşayabilmeli…..
Entelektüelliğini ve tıkıştırılmış bilgilerini, Bilgelikmiş gibi sunanlara
Nefsin gelgitlerini ve yalanlarını, her An’da yeni olmayla karıştıranlara
Kırılganlığını ve kargaşasını, içine dönmeyle maskeleyenlere
Bir arpa boyu yol gitmeyi, marifet sananlara
Değişik bir şey söylemek için, eski yargıları ters yüz edip yine yine yargılayanlara
Anlamsız her şeyi bir araya getirip, yeniçağ bilgisi diye anlatanlara
Nefsin daldan dala konuşlarını, değişim diye adlandıranlara
İnsan kardeşleri arasında ayrılık yaratmayı, birleştiriyormuş edasıyla sunanlara
İnsanoğlunu ve ürettiği her şeyi aşağılayıp, “Bütünün en yüksek hayrı için” sözüyle bitirenlere
Diğerlerini içine sindiremeyişini ve öfkesini, sınırsızlık ve özgürlük sananlara
Düşkünlüklerini ve bağımlılıklarını, farklılık olarak kabul edenlere
İtişmeyi- kakışmayı - didişmeyi, uzlaşma yolu olarak seçenlere
İnsan kardeşleriyle alay etmeyi ve tacizi, neşeli olmakla karıştıranlara
Nefsin açgözlülük ve sahiplenme heyecanını, yaşamın coşkusuna tercih edenlere
Kendinden başka çalmadık kapı bırakmamayı, arayış sananlara
Yol’da yürüdüğünü sanırken, aslında oturduğu yerden hayatı boyu hiç kalkmamış olanlara
Her kesin ve her şeyin karşısında olarak, ”kendisi” olanlara
Herkesi aptal, geri ve her şeyi eski ilan edip, yeniçağ çığırtkanlığı yapanlara
Dünyada çalacak bir dost kapısı olmamasını, aydınlanarak farklılaşmanın Tekbaşınalığı sananlara
Yaşamdan ve diğerlerinden çekingenliğini ve korkaklığını, saygı olarak algılayanlara
Onursuzluğunu ve sevgisizliğini, izin vermekle karıştıranlara
Vurdumduymazlığını ve konfora düşkünlüğünü, şefkat olarak görenlere
Bencilliğini ve nefsini, ilahi hak olarak algılayanlara
Nefsi terk etmeyi, dünya nimetlerini terk etmek olarak bilenlere
İnsanları her yol ve her araçla; acz, korku endişe ve suçluluk içinde bırakarak; nefsinin tatminine basamak yapanlara
Her şey olup da, bir dostun gönlüne dost olamayanlara
Yüreğinde; “Kendine” ve diğer insan kardeşlerine taht kuramayanlara
Her şeyi bilip de, bir tek Kendinin ne halde olduğunu ve ne eylediğini bilmeyenlere;
Yol’u yürümeyenlere,
Esirgemeyi, korumayı, paylaşmayı, desteklemeyi, anlamayı unutanlara
Kendine ve İnsanlığa; umut aşk sevgi ve rahmet olamayanlara…… NE YAZIK
“Kendinde” sevgiyle genişleyen, emeğini insan kardeşlerinden esirgemeyen, içsel samimiyetinde ve dürüstlüğünde duran, okyanusa vardığında insan kardeşlerini bulan, maskelerini sonsuza kadar terk etmiş, yalın, sade, yakın, olgun, cesur, sıradan olana, Yaşamı ve İnsanı aziz tutana
ve BASİT YAŞAYABİLENE…… NE KUTLU.
Yazan Nilgün Nart
2007 İstanbul
İnsan *basit* yaşayabilmeli…..
Entelektüelliğini ve tıkıştırılmış bilgilerini, Bilgelikmiş gibi sunanlara
Nefsin gelgitlerini ve yalanlarını, her An’da yeni olmayla karıştıranlara
Kırılganlığını ve kargaşasını, içine dönmeyle maskeleyenlere
Bir arpa boyu yol gitmeyi, marifet sananlara
Değişik bir şey söylemek için, eski yargıları ters yüz edip yine yine yargılayanlara
Anlamsız her şeyi bir araya getirip, yeniçağ bilgisi diye anlatanlara
Nefsin daldan dala konuşlarını, değişim diye adlandıranlara
İnsan kardeşleri arasında ayrılık yaratmayı, birleştiriyormuş edasıyla sunanlara
İnsanoğlunu ve ürettiği her şeyi aşağılayıp, “Bütünün en yüksek hayrı için” sözüyle bitirenlere
Diğerlerini içine sindiremeyişini ve öfkesini, sınırsızlık ve özgürlük sananlara
Düşkünlüklerini ve bağımlılıklarını, farklılık olarak kabul edenlere
İtişmeyi- kakışmayı - didişmeyi, uzlaşma yolu olarak seçenlere
İnsan kardeşleriyle alay etmeyi ve tacizi, neşeli olmakla karıştıranlara
Nefsin açgözlülük ve sahiplenme heyecanını, yaşamın coşkusuna tercih edenlere
Kendinden başka çalmadık kapı bırakmamayı, arayış sananlara
Yol’da yürüdüğünü sanırken, aslında oturduğu yerden hayatı boyu hiç kalkmamış olanlara
Her kesin ve her şeyin karşısında olarak, ”kendisi” olanlara
Herkesi aptal, geri ve her şeyi eski ilan edip, yeniçağ çığırtkanlığı yapanlara
Dünyada çalacak bir dost kapısı olmamasını, aydınlanarak farklılaşmanın Tekbaşınalığı sananlara
Yaşamdan ve diğerlerinden çekingenliğini ve korkaklığını, saygı olarak algılayanlara
Onursuzluğunu ve sevgisizliğini, izin vermekle karıştıranlara
Vurdumduymazlığını ve konfora düşkünlüğünü, şefkat olarak görenlere
Bencilliğini ve nefsini, ilahi hak olarak algılayanlara
Nefsi terk etmeyi, dünya nimetlerini terk etmek olarak bilenlere
İnsanları her yol ve her araçla; acz, korku endişe ve suçluluk içinde bırakarak; nefsinin tatminine basamak yapanlara
Her şey olup da, bir dostun gönlüne dost olamayanlara
Yüreğinde; “Kendine” ve diğer insan kardeşlerine taht kuramayanlara
Her şeyi bilip de, bir tek Kendinin ne halde olduğunu ve ne eylediğini bilmeyenlere;
Yol’u yürümeyenlere,
Esirgemeyi, korumayı, paylaşmayı, desteklemeyi, anlamayı unutanlara
Kendine ve İnsanlığa; umut aşk sevgi ve rahmet olamayanlara…… NE YAZIK
“Kendinde” sevgiyle genişleyen, emeğini insan kardeşlerinden esirgemeyen, içsel samimiyetinde ve dürüstlüğünde duran, okyanusa vardığında insan kardeşlerini bulan, maskelerini sonsuza kadar terk etmiş, yalın, sade, yakın, olgun, cesur, sıradan olana, Yaşamı ve İnsanı aziz tutana
ve BASİT YAŞAYABİLENE…… NE KUTLU.
Yazan Nilgün Nart
2007 İstanbul
1 Nisan 2009 Çarşamba
NASIL
NASIL - VASIL
İkiyi Bir edeceğiz….
Öyle Ol’acağız ki...
Ne süptil ne materyalist…..
Ne öteli ne dünyalı…..
Suptillik iliklerimizde maddeleşmiş, iliklerimiz ise suptile evrilmiş Ol’acak…..
Materyal alemde o kadar suptil olacağız ki, dert keder acı öfke ve kızgınlık, suptilleşmiş materyalistliğimizden su gibi akıp geçecek…..takılmayacak bize
Eee nihayetinde, sen iyinin kötünün olmadığını ve hepsinin O’ndan geldiğini bilenlerdensen, ne diye söz sarf edersin, bir başkasının ölümüne, düşkünlüğüne, sefaletine, acısına, başına gelenlere (?) için için nefsince “adalet” dersin. Kah sevinirsin. Kah yerinirsin. Ki “adaleti” de kendine göre yorumlarsın. Yorumunla ölümü de “ceza” olarak ilan edersin.
Ki böyle “görmekle” de ölümü kendine gerçek kılarsın.
Sormazlar mı sana ki … bilmiyor musun diye, baktığını ve gördüğünü ve söylediklerini satın almakta olduğunu.
Eee sen senelerdir suptilim geçtim geçiyorum, uçtum kaçıyorum diyenlerdensen, ne diye hala ikilikte; dedikoduda ve yargıdasın. Nedenleri -neden- bulandıransın.
Geçtiysen de bilmektesin ki Tek sen varsın.
Yok ki başkası konuşasın ve yargılayasın.
Hepsi sensin.
Eğer ki halen yargılamaktaysan senin dışında bir başkası var.
Bilmelisin ki bir başkası var ise iki tanesin.
Sen ve diğeri.
Sen ve diğer isen, bu nasıl Bir Ol’maktır.
Eee o zamanda bilmelisin “Nasıl’ı.
Dokunmayacak sana başkalarının ihanetleri, çekip gitmeleri, sınırları, sözleri, eylemleri, malları mülkleri, başarıları, seçimleri, oralı buralı olması, materyalist veya spiritualist olması.
Yolcuların Yol’ları sana çıkmayacak.
Senin Yol’un Onların Yol’uyla Bir Ol’acak.
Ki “Bir Yol” her yer ve hiçbir yer Ol’An “Kendine” çıkıyorsa,
Kendin Ol’An Tekbaşına yürüyebiliyorsa,
Tekbaşına Ol’An; Ruhunda durabiliyorsa,
İşte O zaman:
Sen Yol’cu Ol’duğunu bilirsin,
Yol’da, Yol Ol’duğunu bilebilir.
Sen bilirsen her şey bilinecek.
Sen binyıllardan sonra başka Bir şey Ol’maktasın.
Sen bilmez isen sana NE Ol’duğunu, inan hiç kimse sonsuza kadar hiç bir şeyi bilmeyecek.
Ve Tekerlek; değirmencinin tekerleği gibi SONSUZLUKTA dönüp duracak.
Sonsuzluğu da saracak Tekerleğine.
Ve SONSUZUN; Sonsuz Dönüşü başlayacak Yok’luğuna.
Ve Sonsuzluk bile sen “”de”” sanacak, Yol Ol’An, Yok Ol’An ipin ucunu.
Eee o zamanda Alemlerin hesabını senden sormazlar mı?
Dostum bilesin ki; zararın neresinden dönersen kar’dır.
Kar’da isen bilirsin basitçe Nasıl’ı…..
O kadar süptilleşecek ki dilin ve dilinden çıkan sözlerin, dokunmayacak hiç kimseye, açıtmayacak sözleri kimsenin canını.
Süptillikten akan gönlünün güzellikleri, sular seller gibi her yeri yıkayacak, tüm ateşleri söndürecek ki gül bahçeleri peydah olsun, seslendiğin sen Ol’An diğerlerinin gönlünde.
O kadar suptilleşecek ki eylemlerin, görülmeyecek insanlara verdiklerin. Sanki veriyorken alıyormuş gibi olacaksın. Dokunmayacak sana verdiklerin…ki hesap defterlerini kapayasın.
Hazineden veresin korkusuzca, tükenmediğini bilerek.
Eee tükenmeyen hazinenin de hesabı, verdiğinin koşulu olur mu hiç?
Bileceksin!
Kerim Vahhab Zıttavl’ın Hazinesi’nden verdiğini.
O kadar suptilleşeceksin ki, katı olmayacaksın kaya gibi, odun gibi.
Sıvı olacaksın su gibi her yere kesintisiz akan, uyan ve yaşam veren.
Akmak ki kılacak seni hayattar. Ve Hayat’da.
HAYATLARI VAR EDEN, ki yaşamın bittiği kiremit çalılarının hercai duruşunda kendini sevinçten kaybedebilecek kadar küçülendir. Küçüklüğünden susacak bütün materyalistliğin ve sonsuz bir huzur kaplayacak içini. O An’da kevgir gibi olacaksın içinden süptil rüzgarların bilinmeze estiği. Ki üfürsün seni rüzgarlar Sonsuz Şimdi’nin enginliğinde yeni bir derinliğe ve genişliğe.
Yeni bir hayat bulacaksın, An’da bir kez daha “O” Ol’acaksın, HAYATTAR kıldığın BAKIŞIN kıvamında, ki Bakışın titretiyorsa, Can Üflendiğin Alemleri.
Ne zaman; “Nasıl” ile başlayan Büyük Hikayen “Vasıl’dır, ki O An.
Yazan Nilgün Nart
01.04.2009
İkiyi Bir edeceğiz….
Öyle Ol’acağız ki...
Ne süptil ne materyalist…..
Ne öteli ne dünyalı…..
Suptillik iliklerimizde maddeleşmiş, iliklerimiz ise suptile evrilmiş Ol’acak…..
Materyal alemde o kadar suptil olacağız ki, dert keder acı öfke ve kızgınlık, suptilleşmiş materyalistliğimizden su gibi akıp geçecek…..takılmayacak bize
Eee nihayetinde, sen iyinin kötünün olmadığını ve hepsinin O’ndan geldiğini bilenlerdensen, ne diye söz sarf edersin, bir başkasının ölümüne, düşkünlüğüne, sefaletine, acısına, başına gelenlere (?) için için nefsince “adalet” dersin. Kah sevinirsin. Kah yerinirsin. Ki “adaleti” de kendine göre yorumlarsın. Yorumunla ölümü de “ceza” olarak ilan edersin.
Ki böyle “görmekle” de ölümü kendine gerçek kılarsın.
Sormazlar mı sana ki … bilmiyor musun diye, baktığını ve gördüğünü ve söylediklerini satın almakta olduğunu.
Eee sen senelerdir suptilim geçtim geçiyorum, uçtum kaçıyorum diyenlerdensen, ne diye hala ikilikte; dedikoduda ve yargıdasın. Nedenleri -neden- bulandıransın.
Geçtiysen de bilmektesin ki Tek sen varsın.
Yok ki başkası konuşasın ve yargılayasın.
Hepsi sensin.
Eğer ki halen yargılamaktaysan senin dışında bir başkası var.
Bilmelisin ki bir başkası var ise iki tanesin.
Sen ve diğeri.
Sen ve diğer isen, bu nasıl Bir Ol’maktır.
Eee o zamanda bilmelisin “Nasıl’ı.
Dokunmayacak sana başkalarının ihanetleri, çekip gitmeleri, sınırları, sözleri, eylemleri, malları mülkleri, başarıları, seçimleri, oralı buralı olması, materyalist veya spiritualist olması.
Yolcuların Yol’ları sana çıkmayacak.
Senin Yol’un Onların Yol’uyla Bir Ol’acak.
Ki “Bir Yol” her yer ve hiçbir yer Ol’An “Kendine” çıkıyorsa,
Kendin Ol’An Tekbaşına yürüyebiliyorsa,
Tekbaşına Ol’An; Ruhunda durabiliyorsa,
İşte O zaman:
Sen Yol’cu Ol’duğunu bilirsin,
Yol’da, Yol Ol’duğunu bilebilir.
Sen bilirsen her şey bilinecek.
Sen binyıllardan sonra başka Bir şey Ol’maktasın.
Sen bilmez isen sana NE Ol’duğunu, inan hiç kimse sonsuza kadar hiç bir şeyi bilmeyecek.
Ve Tekerlek; değirmencinin tekerleği gibi SONSUZLUKTA dönüp duracak.
Sonsuzluğu da saracak Tekerleğine.
Ve SONSUZUN; Sonsuz Dönüşü başlayacak Yok’luğuna.
Ve Sonsuzluk bile sen “”de”” sanacak, Yol Ol’An, Yok Ol’An ipin ucunu.
Eee o zamanda Alemlerin hesabını senden sormazlar mı?
Dostum bilesin ki; zararın neresinden dönersen kar’dır.
Kar’da isen bilirsin basitçe Nasıl’ı…..
O kadar süptilleşecek ki dilin ve dilinden çıkan sözlerin, dokunmayacak hiç kimseye, açıtmayacak sözleri kimsenin canını.
Süptillikten akan gönlünün güzellikleri, sular seller gibi her yeri yıkayacak, tüm ateşleri söndürecek ki gül bahçeleri peydah olsun, seslendiğin sen Ol’An diğerlerinin gönlünde.
O kadar suptilleşecek ki eylemlerin, görülmeyecek insanlara verdiklerin. Sanki veriyorken alıyormuş gibi olacaksın. Dokunmayacak sana verdiklerin…ki hesap defterlerini kapayasın.
Hazineden veresin korkusuzca, tükenmediğini bilerek.
Eee tükenmeyen hazinenin de hesabı, verdiğinin koşulu olur mu hiç?
Bileceksin!
Kerim Vahhab Zıttavl’ın Hazinesi’nden verdiğini.
O kadar suptilleşeceksin ki, katı olmayacaksın kaya gibi, odun gibi.
Sıvı olacaksın su gibi her yere kesintisiz akan, uyan ve yaşam veren.
Akmak ki kılacak seni hayattar. Ve Hayat’da.
HAYATLARI VAR EDEN, ki yaşamın bittiği kiremit çalılarının hercai duruşunda kendini sevinçten kaybedebilecek kadar küçülendir. Küçüklüğünden susacak bütün materyalistliğin ve sonsuz bir huzur kaplayacak içini. O An’da kevgir gibi olacaksın içinden süptil rüzgarların bilinmeze estiği. Ki üfürsün seni rüzgarlar Sonsuz Şimdi’nin enginliğinde yeni bir derinliğe ve genişliğe.
Yeni bir hayat bulacaksın, An’da bir kez daha “O” Ol’acaksın, HAYATTAR kıldığın BAKIŞIN kıvamında, ki Bakışın titretiyorsa, Can Üflendiğin Alemleri.
Ne zaman; “Nasıl” ile başlayan Büyük Hikayen “Vasıl’dır, ki O An.
Yazan Nilgün Nart
01.04.2009
1 Şubat 2009 Pazar
EVRENSEL VAROLUŞ VIII - Bağışlamak ve Kendini Sevmek
EVRENSEL VAROLUŞ VIII - Bağışlamak ve Kendini Sevmek
“İnsan; kendisini Ol’muş Ol’duğu, Ol’acak Ol’duğu ve Ol’uyor Ol’duğu haliyle sonsuz kadar bağışlayıp sevemedikçe; aydınlanma; maddesel Alemin yeni bir din “fantezi” olmaktan ileri gidemeyecek.”
Sonsuz Şimdide “Bir” gün gelir, İnsanın kendisine Ol’An borcunu da ödemesi gerekir.
İnsanın “kendine” Ol’An borcu; kendi adına; kalbinde yaşamayı arzu edip de şimdi burada fiziksel Alemde çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle gerçek kılamadıklarıdır.
İçsel ve dışsal illüzyon nedenler birleşir ve kişinin yolu boyunca yanarak ve yangınıyla; kendini ve etrafını aydınlatacağı karanlıkların malzemesini oluşturur.
Karanlık; kimi zaman toplumsal bilincin sınırları, belletilmiş amaçlarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz, içimize örülmüş ayırt edemediğimiz kalıplarımız bağımlılıklarımız, şimdiye kadar var olmamızın nedeni saydığımız gerekçeler; sözde sevgiler, sevgililer ile yaşanmadan geçmiş ve alışkanlık olmuş uzun yılların ve küskünlüklerin hesabı kitabı ve beklentileri ve en önemlisi var olduğunu sandığımız ama bir türlüde tam olarak tüm hücrelerimizde hissedemediğimiz Sevginin kaybı korkusu ve arkasından gelen yalnızlıktır.
Bir şairimizin dediği gibi bu yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Öyle bir yalnızlıktır ki her An’da yüreğimizde aşka sevgiye yaşama ve insanlığımıza yavaş yavaş fark etmeden öldüğümüz yalnızlıktır.
Yalnızlık fiziksel Alemlerin çoklu görünüşünde yalıtılmışlık duygusudur. Kimse kimseyi anlamaz görmez ve duymaz. Çaresizliktir. Varlık tekamül ettikçe yalnızlık paylaşılmaz ama anlaşılır olur. Anlaşılır Ol’ması varlığın kendinde yeni kendi adına yarattığı kavrayışın sabitesinden ışıyan ışıktandır.
Yeni kendinin kavrayışının sabitesinin; Ruh Duruşuna geçişi bir bilinç eşiğini atlamayı gerektirir.
İnsanoğlu için belki de Sonsuzluğun Gözlerine ilk kez kararlı bir şekilde baktığı ve bakabildiği yerde de merkezlenmeyi ve Ruhunda Durmayı seçtiği An’dır.
Kısaca gerçek bir liyakat sınavıdır.
insanın kendinden kendine Ol’An ve istisnasız her hücresinde ve boyutunda farkında Ol’duğu Bir sınavdır.
Ve sınavın konusu Sevgidir.
Sevgi; kendini ne kadar sevdiğinin hissedişidir.
“Kendini” bulmak için veya bilmek için veya gerçek kılmak için neleri; kendinden başka bırakabileceğinin liyakatidir.
Liyakat; insanın sadece ve sadece “kendisi” Ol’duğunda geçebileceği veya aşabileceği Bir bilinç eşiği Ol’duğundan; neredeyse kılıçtan keskin köprülerden, iğne deliklerinden ve de atom altı kuantum alanından; yani yoktan “Kendini” yeniden var etmektir. Bu ancak ve ancak bir insanın kendisi için yapabileceği ve liyakati insan bedeninde görülüp hissedilerek onayı verilebilecek bir haldir.
Bu Bilinç Eşiğini aşabilmek için orada durup kendisine Ol’An; sadakatini; vefasını; yerine getirmesi gerekir. Sadakatin yerine getirilişi; kendisini bağışlamasıdır.
Bağışlamak; sürekli acı ve kederi deneyimleyeceği durumları yarattığı ve duygu besini olarak bu duygulara kendisini bağımlı hale getirdiği için, bağımlılıklarından, korkularında ve nice sefil ve çaresiz durumları üreten duygularından vazgeçemediği için; öncelikle kendisini suçlamayı bırakarak özgür kılmasıdır.
Bağışlamak; tüm bu acıları yaşarken; “Kendisini” sevgiden, aşktan, iyilikten, güzellikten uzak tutuğu için ve yaşanmayan yıllar ve An’lar için hayıflanmaktan vazgeçmesidir.
Ve bağışlamak; şefkatle varılabilen bir -kavrayış- Ol’duğundan; hissedişlerin eşliğinde gerçekleşebilendir.
Ve tüm hücrelerimizde yankılanan ve titreşen kendimize şefkatin ve bağışlamanın verdiği “Anlayıştan”; “Kendinin Sevgisi” içimizdeki karanlığın ufkundan aydınlanmaya başlar.
Ve gerçekten O An’da HER YER Aydınlanır.
Ve insan ilk defa “Kendini” O’nun gözleriyle birlikte görür.
Ve basitçe kendini sever.
Ve Aydınlanmayla; İnsanın kendine Ol’An borcu ödenir.
Kendine borcunu ödemek; insanın; “Kendisini Sevmesidir”.
Bu An’dan sonra yol gerçek anlamda yeniden başlar. Fakat bu sefer niteliği değişir. Ve yaşamın ta kendisi Ol’ur. Yol siz Ol’ursunuz.
Kendini sevmek; kendine şefkat duyarak her An’da kendini kendinde bağışlayarak; dilediğin gibi yaşamak ve Ol’mak için kendine izin vermek ve ne isen O Ol’maya gayret etmektir. Kendine dünya veya ahret mali mülkü şanı payesi unvanı mekanı zamanı ve bilgisi için ihanet içinde olmamaktır. Yüreğinde yaşamak istediklerinden vazgeçmemektir.
İnsan kendisini bağışlayıp bağışlamadığını sevip sevmediğini bilir.
İnsan kendisini bağışlamadan ve sevmeden kendisi olamaz.
Ol’dum diyorsa da “kendisi” değil başka bir şeydir ya da “kimliktir”. Ama kendisi değildir.
Ve insan kendisini sevmeden, bir diğeri sandığı başka kendisin de sevemez.
Sevdim diyorsa da illüzyondur.
İnsan kendisini sevdikten sonra Sevgiyi ve Aşkı yaşayabilir ve yaşanmasına vesile olabilir.
“Aşkı ve Sevgiyi” kendinde bilmeyen; nereden bilebilir ki bir başkasını sevmeyi.
Ve nasıl bakabilir ki bir diğerinin yüreğine temiz bir ayna gibi.
Ve nereden bilebilir ki bir ayna Ol’duğunu bilmiyorsa eğer sevmeyi.
İnsanlık Ol’arak Hep Bir’likte geldiğimiz Bilincin Değişim Eşiğinde; lütfen
O kadar kendinize şefkat Ol’unuz ki kendinizi her şey için bağışlayınız ve
“Kendinizi” seviniz.
Hiç kimsenin sizi bu dünyada sevmediği kadar seviniz.
O kadar seviniz ki illüzyonlar dağılsın yüreğinizden, prangalar sökülsün ayaklarınızdan, kelepçeler düşsün ellerinizden.
Çünkü; illüzyondan boşalan yere tüm haşmetiyle gerçek “Siz” dolacaksınız.
Kendinizi sevmeye başladığınızda ilk kez gerçekten dünyayı da görmeye başlarsınız. Aynı şekilde Dünyada gerçekten “sizi” görmeye başlar ve gizemlerini size gösterir, armağanlarını sevgiyle sunar.
Daha önce göstermemesinin nedeni; kendini sevmeyene her şeyin örtülü olmasındandır.
Örtülü olması varlığın “kendini” bilmemesidir.
Örtülü olmak aynı zamanda kendini bilmemenin cehenneminde ve azabında olmaktır. Kendini bilmemek ruhun gözleri ile kendini görememektir. Ruhun “Görüşü” ve Gözleri sevgidir. Sevgiyle görebilir.
Sevgi yoksa her şeyi “”Ol’duğu gibi “Görüşte”” yoktur.
Ol’Anı Ol’duğu gibi görmek sırları da görmek demektir.
Bu nedenle sevgi önemlidir.
Bu dünyada hep ertelenen, geriye bırakılan ihmal edilen önem atfedilmeyen “Sevgi” aslında tüm Alemlerin peşinde koşturduğu ve bu dünyada gerçek Ol’ması için bir insan Ol’arak bizlerin önünde ve huzurunda el pençe divan durarak hatırlayışımıza vesile olmaya hizmet ettikleri ve hatırlayışımızla ortaya çıkacak olan sevgi O’nun Mücevheri’dir. Değil Cennetlerin, her Alemin “Anahtarıdır”.
Kendimizin dışında; hala sevgi, saygı, onaylama, onaylanma, alkış otorite, guru, bilge, bilgi, kurtarıcı, mesaj, melek, kanıt, ispat, işaret, titreşim, yol arıyorsak ve arayışımızı bitirmediysek bu kendimizi sevmediğimizin,
örtülerin kalkmadığının da delaletidir.
Kaçmak- kurtulmak isteği; kurtarıcı - kurtuluş formülleri, medet - çare olma ve arama girişimleri, içimizde karanlıkların kapısının hala örtülmediğinin, korku realitesi olasılıklarının; potansiyellerimizden sonsuza kadar silinmediğinin ve temizlenmediğinin işaretidir.
Bu ise yaşamlarımızda illüzyon da olsa sefilliğin yoksulluğun acının bir şekilde sahneleneceği anlamına gelir.
Hele ki Amerika’dan başlayan ekonomik kriz oyunu psikolojik ve ruhsal çöküntülerle ve üstüne üstelik bölgesel savaş ve nükleer tehditlerle adrenalini artırarak; sergilenmeye devam etme eğilimine girmişken içimizde olanlara son kez bakıp; her şeyin oyun olduğunu ve anlamsızlığı görerek, artık tüm oyunlardan kendimizi azat etmenin ve kendimizi bağışlamanın ve yüreğimizde yaşamaya başlamanın tam momentidir.
Hep başkalarından hesap sormaya ve her şeyin “Nedenini” kendisinden başka her şeyden bellemiş bir toplumsal bilinçten “Kendimizin Sorumluluğunu” alarak kendi kendimize liyakatimiz vererek “Evrensel İnsan” Ol’maya niyet ettik.
Kendi göbek bağımız kendimiz keseceğiz.
Bundan sonra “Nedenimiz” kendimiz Ol’acağız.
Çünkü biz kendisini unutmuş “kendisiyiz”.
Bilir de fiziksel alemlere çıkış yaparsak ne ala bilmezde sonsuzlukta yine kendimiz Ol’An sonsuzluğa dağılırsak oda pekaladır. Seçim meselesidir.
Biz O’nun eonlar süren sonsuz zamanlarda, şaheseri üzerinde çalışan bir usta gibi An be An sevgisiyle aşkıyla ortaya çıkardığı bin bir türlü güzellikte bezediği ve tüm var oluşu bizin gözlerimizden, bizim yüreğimizden, bizimle birlikte seyreyleyebileceği “Yaradılışıyız”.
Yarattığıyız.
Bu anlamda ve manada biz her “Şey”iz.
Biz kendimizi seversek; Gönül Dergahı’na girebilirsek ve perdeleri kaldırabilirsek “Varoluş”; kendini -Yaradılışta-; şimdiye kadar hiç olmadığı gibi seyre dalacak.
Sırların sırrı açılacak.
Her yerlere Aşk saçılacak
Sevgi yansıyacak.
Eğer biz; yürüdüğümüz Yol’dan sonra hala sevgide neşede coşku da kısaca Var Ol’uşun sevincinde değilsek; her gün bekleyişimiz ve arayışımız büyüyorsa bir An için durup, kendimize sormamız hayrımızadır.
Tüm bu yaşadıklarımın içinde Aşk ve sevgi nerede?
Yaşananların içinde Aşk, sevgi, neşe yok ise; inanın An’lar boşunadır. Yaşanmamıştır.
Ne Siz, ne An, ne O; gerçek Ol’mamıştır.
Biz sevginin ne olduğunu bilenleriz. Çünkü arayanlarız.
Yaşantımızda artık “Sevgi” Ol’mayanlara hayır dediğimiz zaman; sevgi bizim içimizde ışımaya başlar ve bizim için sevginin bir süre içimizde pırıldamasına ve Ruhumuzu kamaştırmasına izin verdiğimizde ve bu izin verişte bir müddet durabildiğimizde artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İllüzyon dağılır.
Ve dağılan illüzyonun yerine “kendimiz” Ol’An sevgi tamamen dolar.
Dolan sevgi bir süre sonra taşar ve sevginin ve aşkın yansıması tüm evrenlere yansır ve Evrenleri ve Alemleri de aşar.
Aşkın Ol’uruz.
Arayanlar olarak her seferde hatırlayacağımıza söz verdiğimiz; “Kendinin” sevgisidir.
Ve ilk “Nedendir”.
Ve Neden; sadece ve sadece İnsanın; “Kendisidir”.
Savaşa cehalete zulme
Ve zihnine dolanan sefilliğe
Ve insanın Gaflet uykusuna
Rağmen…
Kalabalıkların karanlığı
Eriyebiliyorsa yüreğinin kuytularında…..
Ve Sessizce Yürüyebiliyorsan “Kendine”
Ve “Nedenin”
Sadece ve sadece SEVGİYSE
Beklediğin
Ve özlediğin
Ve “Nedenin”
Ebedi Şafaklarda ışıyan
“Sensin”
Sen
İşte o zaman “BEN’sin”
Nilgün Nart
11.01.2009 İstanbul / Türkiye
“İnsan; kendisini Ol’muş Ol’duğu, Ol’acak Ol’duğu ve Ol’uyor Ol’duğu haliyle sonsuz kadar bağışlayıp sevemedikçe; aydınlanma; maddesel Alemin yeni bir din “fantezi” olmaktan ileri gidemeyecek.”
Sonsuz Şimdide “Bir” gün gelir, İnsanın kendisine Ol’An borcunu da ödemesi gerekir.
İnsanın “kendine” Ol’An borcu; kendi adına; kalbinde yaşamayı arzu edip de şimdi burada fiziksel Alemde çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle gerçek kılamadıklarıdır.
İçsel ve dışsal illüzyon nedenler birleşir ve kişinin yolu boyunca yanarak ve yangınıyla; kendini ve etrafını aydınlatacağı karanlıkların malzemesini oluşturur.
Karanlık; kimi zaman toplumsal bilincin sınırları, belletilmiş amaçlarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz, içimize örülmüş ayırt edemediğimiz kalıplarımız bağımlılıklarımız, şimdiye kadar var olmamızın nedeni saydığımız gerekçeler; sözde sevgiler, sevgililer ile yaşanmadan geçmiş ve alışkanlık olmuş uzun yılların ve küskünlüklerin hesabı kitabı ve beklentileri ve en önemlisi var olduğunu sandığımız ama bir türlüde tam olarak tüm hücrelerimizde hissedemediğimiz Sevginin kaybı korkusu ve arkasından gelen yalnızlıktır.
Bir şairimizin dediği gibi bu yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Öyle bir yalnızlıktır ki her An’da yüreğimizde aşka sevgiye yaşama ve insanlığımıza yavaş yavaş fark etmeden öldüğümüz yalnızlıktır.
Yalnızlık fiziksel Alemlerin çoklu görünüşünde yalıtılmışlık duygusudur. Kimse kimseyi anlamaz görmez ve duymaz. Çaresizliktir. Varlık tekamül ettikçe yalnızlık paylaşılmaz ama anlaşılır olur. Anlaşılır Ol’ması varlığın kendinde yeni kendi adına yarattığı kavrayışın sabitesinden ışıyan ışıktandır.
Yeni kendinin kavrayışının sabitesinin; Ruh Duruşuna geçişi bir bilinç eşiğini atlamayı gerektirir.
İnsanoğlu için belki de Sonsuzluğun Gözlerine ilk kez kararlı bir şekilde baktığı ve bakabildiği yerde de merkezlenmeyi ve Ruhunda Durmayı seçtiği An’dır.
Kısaca gerçek bir liyakat sınavıdır.
insanın kendinden kendine Ol’An ve istisnasız her hücresinde ve boyutunda farkında Ol’duğu Bir sınavdır.
Ve sınavın konusu Sevgidir.
Sevgi; kendini ne kadar sevdiğinin hissedişidir.
“Kendini” bulmak için veya bilmek için veya gerçek kılmak için neleri; kendinden başka bırakabileceğinin liyakatidir.
Liyakat; insanın sadece ve sadece “kendisi” Ol’duğunda geçebileceği veya aşabileceği Bir bilinç eşiği Ol’duğundan; neredeyse kılıçtan keskin köprülerden, iğne deliklerinden ve de atom altı kuantum alanından; yani yoktan “Kendini” yeniden var etmektir. Bu ancak ve ancak bir insanın kendisi için yapabileceği ve liyakati insan bedeninde görülüp hissedilerek onayı verilebilecek bir haldir.
Bu Bilinç Eşiğini aşabilmek için orada durup kendisine Ol’An; sadakatini; vefasını; yerine getirmesi gerekir. Sadakatin yerine getirilişi; kendisini bağışlamasıdır.
Bağışlamak; sürekli acı ve kederi deneyimleyeceği durumları yarattığı ve duygu besini olarak bu duygulara kendisini bağımlı hale getirdiği için, bağımlılıklarından, korkularında ve nice sefil ve çaresiz durumları üreten duygularından vazgeçemediği için; öncelikle kendisini suçlamayı bırakarak özgür kılmasıdır.
Bağışlamak; tüm bu acıları yaşarken; “Kendisini” sevgiden, aşktan, iyilikten, güzellikten uzak tutuğu için ve yaşanmayan yıllar ve An’lar için hayıflanmaktan vazgeçmesidir.
Ve bağışlamak; şefkatle varılabilen bir -kavrayış- Ol’duğundan; hissedişlerin eşliğinde gerçekleşebilendir.
Ve tüm hücrelerimizde yankılanan ve titreşen kendimize şefkatin ve bağışlamanın verdiği “Anlayıştan”; “Kendinin Sevgisi” içimizdeki karanlığın ufkundan aydınlanmaya başlar.
Ve gerçekten O An’da HER YER Aydınlanır.
Ve insan ilk defa “Kendini” O’nun gözleriyle birlikte görür.
Ve basitçe kendini sever.
Ve Aydınlanmayla; İnsanın kendine Ol’An borcu ödenir.
Kendine borcunu ödemek; insanın; “Kendisini Sevmesidir”.
Bu An’dan sonra yol gerçek anlamda yeniden başlar. Fakat bu sefer niteliği değişir. Ve yaşamın ta kendisi Ol’ur. Yol siz Ol’ursunuz.
Kendini sevmek; kendine şefkat duyarak her An’da kendini kendinde bağışlayarak; dilediğin gibi yaşamak ve Ol’mak için kendine izin vermek ve ne isen O Ol’maya gayret etmektir. Kendine dünya veya ahret mali mülkü şanı payesi unvanı mekanı zamanı ve bilgisi için ihanet içinde olmamaktır. Yüreğinde yaşamak istediklerinden vazgeçmemektir.
İnsan kendisini bağışlayıp bağışlamadığını sevip sevmediğini bilir.
İnsan kendisini bağışlamadan ve sevmeden kendisi olamaz.
Ol’dum diyorsa da “kendisi” değil başka bir şeydir ya da “kimliktir”. Ama kendisi değildir.
Ve insan kendisini sevmeden, bir diğeri sandığı başka kendisin de sevemez.
Sevdim diyorsa da illüzyondur.
İnsan kendisini sevdikten sonra Sevgiyi ve Aşkı yaşayabilir ve yaşanmasına vesile olabilir.
“Aşkı ve Sevgiyi” kendinde bilmeyen; nereden bilebilir ki bir başkasını sevmeyi.
Ve nasıl bakabilir ki bir diğerinin yüreğine temiz bir ayna gibi.
Ve nereden bilebilir ki bir ayna Ol’duğunu bilmiyorsa eğer sevmeyi.
İnsanlık Ol’arak Hep Bir’likte geldiğimiz Bilincin Değişim Eşiğinde; lütfen
O kadar kendinize şefkat Ol’unuz ki kendinizi her şey için bağışlayınız ve
“Kendinizi” seviniz.
Hiç kimsenin sizi bu dünyada sevmediği kadar seviniz.
O kadar seviniz ki illüzyonlar dağılsın yüreğinizden, prangalar sökülsün ayaklarınızdan, kelepçeler düşsün ellerinizden.
Çünkü; illüzyondan boşalan yere tüm haşmetiyle gerçek “Siz” dolacaksınız.
Kendinizi sevmeye başladığınızda ilk kez gerçekten dünyayı da görmeye başlarsınız. Aynı şekilde Dünyada gerçekten “sizi” görmeye başlar ve gizemlerini size gösterir, armağanlarını sevgiyle sunar.
Daha önce göstermemesinin nedeni; kendini sevmeyene her şeyin örtülü olmasındandır.
Örtülü olması varlığın “kendini” bilmemesidir.
Örtülü olmak aynı zamanda kendini bilmemenin cehenneminde ve azabında olmaktır. Kendini bilmemek ruhun gözleri ile kendini görememektir. Ruhun “Görüşü” ve Gözleri sevgidir. Sevgiyle görebilir.
Sevgi yoksa her şeyi “”Ol’duğu gibi “Görüşte”” yoktur.
Ol’Anı Ol’duğu gibi görmek sırları da görmek demektir.
Bu nedenle sevgi önemlidir.
Bu dünyada hep ertelenen, geriye bırakılan ihmal edilen önem atfedilmeyen “Sevgi” aslında tüm Alemlerin peşinde koşturduğu ve bu dünyada gerçek Ol’ması için bir insan Ol’arak bizlerin önünde ve huzurunda el pençe divan durarak hatırlayışımıza vesile olmaya hizmet ettikleri ve hatırlayışımızla ortaya çıkacak olan sevgi O’nun Mücevheri’dir. Değil Cennetlerin, her Alemin “Anahtarıdır”.
Kendimizin dışında; hala sevgi, saygı, onaylama, onaylanma, alkış otorite, guru, bilge, bilgi, kurtarıcı, mesaj, melek, kanıt, ispat, işaret, titreşim, yol arıyorsak ve arayışımızı bitirmediysek bu kendimizi sevmediğimizin,
örtülerin kalkmadığının da delaletidir.
Kaçmak- kurtulmak isteği; kurtarıcı - kurtuluş formülleri, medet - çare olma ve arama girişimleri, içimizde karanlıkların kapısının hala örtülmediğinin, korku realitesi olasılıklarının; potansiyellerimizden sonsuza kadar silinmediğinin ve temizlenmediğinin işaretidir.
Bu ise yaşamlarımızda illüzyon da olsa sefilliğin yoksulluğun acının bir şekilde sahneleneceği anlamına gelir.
Hele ki Amerika’dan başlayan ekonomik kriz oyunu psikolojik ve ruhsal çöküntülerle ve üstüne üstelik bölgesel savaş ve nükleer tehditlerle adrenalini artırarak; sergilenmeye devam etme eğilimine girmişken içimizde olanlara son kez bakıp; her şeyin oyun olduğunu ve anlamsızlığı görerek, artık tüm oyunlardan kendimizi azat etmenin ve kendimizi bağışlamanın ve yüreğimizde yaşamaya başlamanın tam momentidir.
Hep başkalarından hesap sormaya ve her şeyin “Nedenini” kendisinden başka her şeyden bellemiş bir toplumsal bilinçten “Kendimizin Sorumluluğunu” alarak kendi kendimize liyakatimiz vererek “Evrensel İnsan” Ol’maya niyet ettik.
Kendi göbek bağımız kendimiz keseceğiz.
Bundan sonra “Nedenimiz” kendimiz Ol’acağız.
Çünkü biz kendisini unutmuş “kendisiyiz”.
Bilir de fiziksel alemlere çıkış yaparsak ne ala bilmezde sonsuzlukta yine kendimiz Ol’An sonsuzluğa dağılırsak oda pekaladır. Seçim meselesidir.
Biz O’nun eonlar süren sonsuz zamanlarda, şaheseri üzerinde çalışan bir usta gibi An be An sevgisiyle aşkıyla ortaya çıkardığı bin bir türlü güzellikte bezediği ve tüm var oluşu bizin gözlerimizden, bizim yüreğimizden, bizimle birlikte seyreyleyebileceği “Yaradılışıyız”.
Yarattığıyız.
Bu anlamda ve manada biz her “Şey”iz.
Biz kendimizi seversek; Gönül Dergahı’na girebilirsek ve perdeleri kaldırabilirsek “Varoluş”; kendini -Yaradılışta-; şimdiye kadar hiç olmadığı gibi seyre dalacak.
Sırların sırrı açılacak.
Her yerlere Aşk saçılacak
Sevgi yansıyacak.
Eğer biz; yürüdüğümüz Yol’dan sonra hala sevgide neşede coşku da kısaca Var Ol’uşun sevincinde değilsek; her gün bekleyişimiz ve arayışımız büyüyorsa bir An için durup, kendimize sormamız hayrımızadır.
Tüm bu yaşadıklarımın içinde Aşk ve sevgi nerede?
Yaşananların içinde Aşk, sevgi, neşe yok ise; inanın An’lar boşunadır. Yaşanmamıştır.
Ne Siz, ne An, ne O; gerçek Ol’mamıştır.
Biz sevginin ne olduğunu bilenleriz. Çünkü arayanlarız.
Yaşantımızda artık “Sevgi” Ol’mayanlara hayır dediğimiz zaman; sevgi bizim içimizde ışımaya başlar ve bizim için sevginin bir süre içimizde pırıldamasına ve Ruhumuzu kamaştırmasına izin verdiğimizde ve bu izin verişte bir müddet durabildiğimizde artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İllüzyon dağılır.
Ve dağılan illüzyonun yerine “kendimiz” Ol’An sevgi tamamen dolar.
Dolan sevgi bir süre sonra taşar ve sevginin ve aşkın yansıması tüm evrenlere yansır ve Evrenleri ve Alemleri de aşar.
Aşkın Ol’uruz.
Arayanlar olarak her seferde hatırlayacağımıza söz verdiğimiz; “Kendinin” sevgisidir.
Ve ilk “Nedendir”.
Ve Neden; sadece ve sadece İnsanın; “Kendisidir”.
Savaşa cehalete zulme
Ve zihnine dolanan sefilliğe
Ve insanın Gaflet uykusuna
Rağmen…
Kalabalıkların karanlığı
Eriyebiliyorsa yüreğinin kuytularında…..
Ve Sessizce Yürüyebiliyorsan “Kendine”
Ve “Nedenin”
Sadece ve sadece SEVGİYSE
Beklediğin
Ve özlediğin
Ve “Nedenin”
Ebedi Şafaklarda ışıyan
“Sensin”
Sen
İşte o zaman “BEN’sin”
Nilgün Nart
11.01.2009 İstanbul / Türkiye
Etiketler:
aşk,
bağışlamak,
bilgiyle ve sevgiyle varolmak,
bir,
evrensel insan,
gerçek olmak,
kendini sevmek,
ruh duruşu
EVRENESEL VAROLUŞ VII - Yaratımın Dinamikleri
EVRENESEL VAROLUŞ VII - Yaratımın Dinamikleri
"EVRENSEL VAROLUŞ" kitabıyla birlikte yayınlanacaktır.
"EVRENSEL VAROLUŞ" kitabıyla birlikte yayınlanacaktır.
9 Aralık 2008 Salı
EVRENSEL VAROLUŞ VI - Ayırt Etmek
EVRENSEL VAROLUŞ VI - Ayırt etmek
Yaşam Ol’An sizin; neyi deneyimlemeyi seçtiğinizin bağlamında en yüksek hayrınıza faydalıyı faydasızdan ayırtetme yeteneğinizdir.
Ayırtetme yeteneği; Sonsuz Şimdide var Ol’mayı seçenin ve Yol’a koyulanın sağ selamet yuvaya varmak isteyenin pusulasıdır.
Her Yol O’na çıkar mı? Tabiî ki her Yol; her yerde Ol’An, O’na çıkar. Önemli Ol’An Yol’u nasıl yürümek istediğimizdir. Nasıl yürümek istediğimiz; eğer biz bir gül isek -derdimiz- nerede yaşıyorsak; orada bir gül bahçesi yaratma arzumuzdan başka bir şey değildir. Çünkü Bir Gül, ancak ve ancak bir gül bahçesine yakışır, gül bahçesinde mutlu olur. Maksat tam bütün; sevgide ve mutlulukta Ol’maktır.
Yüreğimizin derinliğine kendimizi tanımak için yaptığımız yolculukta; aydınlıkta neşeyle sevinçle yürüyebilmek için; Ruhumuzu güçsüzleştiren; güçsüzleştirirken de bizi 3.boyut realitesinin paradigmalarına bağlamaya devam eden; sanrıları, objeleri, hikayeleri, sembolleri, masalları, görünüşleri bırakmamız hayrımızadır.
Gelinen galaktik düzlemde (mekan değildir kuantum bölgesidir-sınırlar yoktur-sınırların olmaması korumanın da olmaması-insanın kendisiyle -yaratacağı kaderle- baş başa olduğu anlamına gelir) ve momentte (zaman değildir-Sonsuz Şimdinin birlikte odaklandığımız niyet yüklenmiş potansiyel An’ıdır) yolun haritasını sadece KALP bilmektedir.
Dünyanın henüz yükseldiği düzlemde; kendimize güvenli bir alan yaratabilmemiz sadece ve sadece kalbin rehberliğinde gerçekleşebilir.
Kalbin Rehberliği ayırtetme yeteneğimizdir.
Ayırtetme yeteneğimiz kalbimizin sesidir.
Kalbimizin sesi hissedişlerimizdir.
Bu demektir ki hissederek ayırtedebiliriz.
Çokboyutlu doğamızın; beş duyumuzu kapsayan, aşan ve fazlasını da zaman içinde hayatımıza getirecek olan komplike mekanizması, hazine sandığımız; hislerimizdir.
Görünüş, Sesleniş, beliriş ne olursa Ol’sun; hayrımıza Ol’Anı HİSSEDEREK ayırtedebiliriz. Hayrımıza Ol’An yüreğimizde kendi adımıza; ve kendimizle birlikte Bütünün en yüksek hayrına yaşamak gerçek kılmak istediklerimizdir.
Bu noktada Bütünün hayrı; varlığımızdan yansıyanın, her şeyin ve her varlığın O’nun bir yansıması ve bizatihi Kendisi olduğu bilişinde kalarak, içimizde Sonsuz İyiliği seçme özgürlüğümüzle ve bu berraklığın bize verdiği basit güçle, odağımızı ve Yol’umuzu ( fiziksel hayatımızda ne olursa olsun )Büyük Tablodan ayırmamaktır.
Dünya sahnesinin ve binyıllık sistemlerin yıkılışından doğan toz dumanın arasında; artık ne kulağımıza ilişen seslere ne de gözümüze ulaşan görüntülere inanabiliriz.
Görünenin arkasını, işitilenin arasını -hissederek- ayırt etmek durumundayız.
Dualitenin giderek suptilleşen, suptilleştikçe de daha derinleşen kutuplarında aydınlığın ve karanlığın, yokluğun ve varlığın süregelen savaşı; Dünya sahnesinde sergilenmektedir.
Ayırtetmek; netlik, sadelik ve basitlik demektir. Bir şekilde her şeyin ayan beyan Ol’masıdır. Şimdiye kadar öğrendiğimiz ve uyumlandığımız ve aldığımız öğretilerin, bilgilerin, enerjilerin hepsinin Biz de birleşerek Tek Biliş Tek Görüş halinde; bize ikiliğe düşmeden ve içimizde endişelere korkulara neden almadan YOL gösterebilmesi anlamına gelir.
Veya bizim basitçe yürüyeceğimiz Yol’umuzu görmemiz ve yüzde sonsuz güvenle ve gönül rahatlığı ile yolumuza devam etmemizdir.
Net-sade ve basit Ol’mak; insanı koşullara bağlayarak beklenti içinde bırakan, ihtiyaçlara tutsak ederek ikiliğe düşüren ve sonuçta bilinçli veya bilinçsiz kendisinden uzaklaştığı için ayrılığın geriliminden; kendine ve diğerlerine dolayısıyla -Yaşama- zarar vermesine neden Ol’An her türlü korkunun ve ümidin -“şeylerin” içsel olarak bitirilmesi-hesapların defterlerin alacağın vereceğin kapatılmış olması halidir.
Yol’da olup ta hala İçsel olarak alacağımızdan-vereceğimizden kopmamışsak; verip veriştiriyorsak, ona buna tutunuyorsak, kendimizden başka bir şeylerden ve birilerinden medet umuyorsak, verdiğimizi sanıp ta arkamızda sürekli biriktirmeye devam ediyorsak, sevgimiz hala dilimizde, bilgimiz zihnimizde, merhametimiz eylemsiz, eylemlerimiz hissiz, hislerimiz -Bizsiz- ise; teslim edilmemiş dünya arzularımızla; kılıçtan keskin sırat köprülerinden, kıldan ince cennet kapılarından, bu kadar yükümüzle nasıl geçebiliriz.
Bırakalım gitsinler hepsi; herkesin ihtiyaç duyacağı ne varsa O Ol’An bizimle artık. Sadece ayırt etmemiz gerekiyor. Hissedişlerinize lütfen güvenin.
Ayırtetmek bilinçli Ol’manın, şuurdan bilince geçmenin ve ölümden yaşama dönmen başlangıcıdır.
Ayırtetmek farkındalıktan yüksek Alemlerin (süptil-ince) aracı olan hissetmeye; görme-duyma-dokunma-işitme-ses=Tek Bilişe geçişidir.
Bu nedenle ayırtetmede ustalaşmak için; kalbin yasalarını hatırlamak ve yasaların kendisi Ol’arak; içsel akışımızla ve evrenle birlikte dengelenmek, merkezlenmek; insanlık ve tek tek hepimiz için hayati derecede önemlidir.
Gelmekte Ol’An günlerin doğasından, nefsin bütün kandırmacalarının, aldatmacalarının, maskelerinin, kıvırmalarının son dakika uzatmalarının hükümsüz kalacağından; ve maalesef -bir arada derede- hiç kimse bir yerlere ve bir şeylere kaynayıp-tutunup geçişi yapamayacağından; herkesin ayrıtetme yeteneğini keskinleştirmesi ve hissetme mekanizmasını hareket geçirmesi kendisini serbest bırakması hayrınadır.
Hissetmek bizi Gerçek İnsan yapacak. Ve ancak gerçek insan hissettiği için hareket geçecek ve Eylemin kendisi olacak.
Ol’acak.
Hissetmek Ruhsal olarak hareket geçmek demektir.
Ruhun hareketlenmesidir.
Ve Ruh sevgidir. O’ndandır.
Ruhun hareket geçmesi sevginin eylemde Ol’masıdır.
Eylemdeki sevgi Ol’maktır.
Kalbin kanunlarını; O’nu; SEVGİYİ bu dünyada (fiziksel alemlerde) gerçek kılmaktır.
ÖZGÜR İRADE İLE Eylemdeki sevgi Ol’duğumuzda; Alemler yüreğimizde birleşmeye başlar. Tıpkı bir sis bulutu gibi ikilik dağılır. Görüş tekleşir. Görüşün Tek’leşmesi aradaki bağlantıları ve Bir’liği belirli süreklilikte ve yoğunlukta hissetmeniz anlamına gelir.
Dünyasal hayatımızda -yuvada- güvenlikte veya büyüklerin dediği şekli ile dört başı mamur Olma halini çok boyutlulukta yaşayabilme durumudur.
İnsanlığın hayatta kalması kalbin yasaları öğrenmesine ve kalbi fiziksel alemlerde gerçek kılmasına bağlıdır.
Kısaca HİSSEDEREK yaşamasına bağlıdır. Hissetmeyen hislerine ket vuran yüksek alemlerde kör-sağır veya bitkisel hayata gibi olur.
Göremez duyamaz hiç bir şeyi bilemez.
Kim ki; Yaradan’ın insana nasıl bir kaderi (Kendinin Sorumluluğu) armağan ettiğini hissedilebilseydi; idrakin ışığından; sevgiden ve aşktan Ruhu kamaşırdı.
Ve elinde neyi var neyi yok hepsini de bırakıp yalın ayak başı kabak Yol’a düşerek Eylemdeki Sevgi Ol’urdu.
Tekne kadar boyu ile kainattın gerçekliğinde varlığa çıkan ve alemde beklenen; nadide bir çiçeğe bakar gibi gözünün içine Rahmetle sevgiyle aşkla bakılan El İnsan’a gönül yüceliği yakışır.
Gönül yüceliği artık ne isek O Ol’maktır.
Ne eksik Ol’maktır. Ne de fazla Ol’maktır.
Fazlalıkları gerçekten bırakmak. Alınması gereken kararları ve Kendinin Sorumluluğunu da gerçekten almaktır.
Asalettir. Vaad edilen kaderini gerçekleştirmeyi kimsenin eline bırakmamaktır. Kimseden medet ummamaktır.
Kaderini gerçekleştirme cesaretidir. Zekasıdır.
İhtiyaçsızlıktan doğmuş koşulsuzluğun, zararsızlığın; masumiyetinde ve vakarındadır.
Asalet insan olmanın farkıdır.
Çünkü İnsan Evrenin Muhteşem Çocuğudur.
Muhteşem Ol’mak basitçe; kendimiz Ol’maktır. Özgürlüğü düşleyebilmek ve içimizdeki sevgiyi özgür bırakabilmektir.
Ve O; özgürlüğü - sevgiyi düşleyebildiğimiz yaşayabildiğimiz ve yaşatabildiğimiz her yerde olacaktır.
Özgürlüğü; İçimizden birisi başardığında hepimiz başarmışızdır.
İçimizden birisi bile başaramamışsa hiç birimiz başarmış sayılmayız.
Özgürlüğün, sevginin, aşkın, bolluğun, bereketin, barışın, huzurun kısaca -kendimiz- Ol’manın ayırtında O’lmamız dileğimle…
Nilgün Nart
28.10.2008 İstanbul / Turkiye
Ruh Duruşuna ve Kavrayışına hizmet eden bakış açıları ve öneriler
Yeni Dunyanin parolasi;
"Ozgurlugu; Icimizden birisi basardiginda hepimiz basarmisizdir.
Icimizden birisi bile basaramamissa hic birimiz basarmis sayilmayiz."
*İnsanın; dünya lineer zamanına göre binlerce yılda oluşmuş illuzyonun labirentinden ve sürekli yarattığı kalıpların içinden biran önce çıkması hayrınadır.(zihinsel süreçlerinden) Labirentten çıkabilmesi de uygun tanımlara ulaşmasına bağlıdır. (Evrensel Yasalar ve Büyük Tablo; ki Büyük Tablo (insan için) El İnsan Ol’Arak Yaradılışta Evrenlerde ve Alemlerde yerini aldığı tablodur) Öyleyse tanımlardan maksat Büyük Tablo ile rezonansta olan tanımlardır. Bu tanımlar Uygun hissedişlere vesile olur. Ki hissedişler “Kendin Ol’manın- yapıtaşlarıdır. Ve önemlidir.
*Tanımlar için objeleri veya olguları sembolize eden şekillerin; neyi temsil ettiğine ve şimdiye kadar neyi yarattığına bakınız. (pirinci ayıklarken kara taştan değil, pirinç gibi olan ama taş olan beyaz taşları ayırtediniz. Beyaz taşları bulunuz ve ayırınız.) Hissetmek, sizin için sizin hissetmeniz bu nedenle bu kadar önemlidir. (başkasının, medyumun veya bir başka arkadaşınızın değil sizin ne hissettiğiniz ve nasıl hissettiğiniz önemlidir)
*Ruhsal dünyada ikiliğin (karanlığın) çalışma sistemi tanımların altını boşaltarak insanları manalardan uzaklaştırmalarıdır. Manalar ve anlamlar insan için önemlidir. Yaşamı devam ettirten ve Güzelliği iyiliği ortaya çıkaranlardır. Değerlerin erozyonuna izin vermeyiniz. Manalarda erozyon başladı mı, kendinize ekeceğiniz hiç bir tohum o topraklarda yetişemez. Nerede varoluş nedenlerinizin elinizden alındığını ayırtediniz. Siz azalmak için eksilmek için burada değilsiniz. Sevgiyle çoğalmak ve genişlemek ve Bütün olduğunuzu bilmek için buradasınız.
*Bilgiyi kim verirse versin ve nereden alırsanız alın; güç teslimiyetine neden oluyorsa istisnasız bırakınız. Hiç bir şeye ihtiyacınız yok. Her seferinde -kendinizi- (kalbinizi) seçiniz. İsa - Buda - Osho- melek...v.s olmak için burada değiliz...ki zaten dünya bilgeleri kendileri olduğu için, ... kendilerini bildiler ve veli oldular. KENDİMİZ Ol'mak için buradayız.
*İkiyi Bir eylemek; iki yarımın bütün olması, yada parçanın bütüne katılması demek değildir. Bir Ol'mak -illüzyon ikiliği- görerek Tam ve Bütün Ol'duğunu bilmektir.
*Ne Ol’mak istediğinizi ve nereye gitmek istediğinize sevgiden hareketle karar veriniz ve bu kararınızda ne olursa Ol’sun durunuz. Bırakmayınız. Manyetize Ol’maya başlayınız. Her vazgeçiş savrulmadır. Savrulmanın artacağı alanlardayız. Kısaca Ruh Duruşunuzu sabitleyiniz. Duruşunuz Ol’unuz. Duruş ki; siz huzurda mutlulukta bollukta refahta sağlıkta şifada sevgide aşkta ve Bir de berrak sade ve net bir şekilde durabiliyorsanız Duruştur. Sanrılar ve illüzyonlar içindeki huzursuzluk değildir.
*Çok boyutluluk parçalılık değildir. Çok boyutluluk diğer senlerle bütünlenmek değildir. Çok boyutluluk basitçe hatırlamaktır. An be An kendini hatırlayarak ve her hatırlayışa tam ve bütün olduğunu bilerek her An’da; bir kez daha ve sonsuz kez daha Tam ve Bütün Ol’maktır.
*Dünya bilgeliğinin ve üstatlığının incilerini hatırlayınız ve çekildiğiniz bilgilere tekrardan göz gezdiriniz.
*Kendi Bilgilerinize güveniniz.
*Bilge Ol’duğunuzuda biliniz. Bilge Ol’mak şimdiye kadar öğrendiğiniz bilgileri bütün bir bilişle kullanabilme kapasitesidir. Bilgileri hatırlamıyorum derseniz bu uygundur. Bilgilerinizi hatırlamadığınızda; hepsi birbirine sarmaşık gibi sarıldığında, Bilgesinizdir.
*Hislerinize güveniniz. Hisleriniz bütünsel içgüdüdür. Hislerinize güvenmek; bütünün hayrına hareket etmek için NEDENDE Ol’maktır.
*Manalarınızın erozyonuna izin vermeyiniz. Toprağınız yoksa; Gül bahçesini nerede yetiştirebilirsiniz ki. Ve siz bir gülseniz, toprağınızın nasıl eksildiğini bilirsiniz. Hissedersiniz.
Yazan Nilgün Nart
Yaşam Ol’An sizin; neyi deneyimlemeyi seçtiğinizin bağlamında en yüksek hayrınıza faydalıyı faydasızdan ayırtetme yeteneğinizdir.
Ayırtetme yeteneği; Sonsuz Şimdide var Ol’mayı seçenin ve Yol’a koyulanın sağ selamet yuvaya varmak isteyenin pusulasıdır.
Her Yol O’na çıkar mı? Tabiî ki her Yol; her yerde Ol’An, O’na çıkar. Önemli Ol’An Yol’u nasıl yürümek istediğimizdir. Nasıl yürümek istediğimiz; eğer biz bir gül isek -derdimiz- nerede yaşıyorsak; orada bir gül bahçesi yaratma arzumuzdan başka bir şey değildir. Çünkü Bir Gül, ancak ve ancak bir gül bahçesine yakışır, gül bahçesinde mutlu olur. Maksat tam bütün; sevgide ve mutlulukta Ol’maktır.
Yüreğimizin derinliğine kendimizi tanımak için yaptığımız yolculukta; aydınlıkta neşeyle sevinçle yürüyebilmek için; Ruhumuzu güçsüzleştiren; güçsüzleştirirken de bizi 3.boyut realitesinin paradigmalarına bağlamaya devam eden; sanrıları, objeleri, hikayeleri, sembolleri, masalları, görünüşleri bırakmamız hayrımızadır.
Gelinen galaktik düzlemde (mekan değildir kuantum bölgesidir-sınırlar yoktur-sınırların olmaması korumanın da olmaması-insanın kendisiyle -yaratacağı kaderle- baş başa olduğu anlamına gelir) ve momentte (zaman değildir-Sonsuz Şimdinin birlikte odaklandığımız niyet yüklenmiş potansiyel An’ıdır) yolun haritasını sadece KALP bilmektedir.
Dünyanın henüz yükseldiği düzlemde; kendimize güvenli bir alan yaratabilmemiz sadece ve sadece kalbin rehberliğinde gerçekleşebilir.
Kalbin Rehberliği ayırtetme yeteneğimizdir.
Ayırtetme yeteneğimiz kalbimizin sesidir.
Kalbimizin sesi hissedişlerimizdir.
Bu demektir ki hissederek ayırtedebiliriz.
Çokboyutlu doğamızın; beş duyumuzu kapsayan, aşan ve fazlasını da zaman içinde hayatımıza getirecek olan komplike mekanizması, hazine sandığımız; hislerimizdir.
Görünüş, Sesleniş, beliriş ne olursa Ol’sun; hayrımıza Ol’Anı HİSSEDEREK ayırtedebiliriz. Hayrımıza Ol’An yüreğimizde kendi adımıza; ve kendimizle birlikte Bütünün en yüksek hayrına yaşamak gerçek kılmak istediklerimizdir.
Bu noktada Bütünün hayrı; varlığımızdan yansıyanın, her şeyin ve her varlığın O’nun bir yansıması ve bizatihi Kendisi olduğu bilişinde kalarak, içimizde Sonsuz İyiliği seçme özgürlüğümüzle ve bu berraklığın bize verdiği basit güçle, odağımızı ve Yol’umuzu ( fiziksel hayatımızda ne olursa olsun )Büyük Tablodan ayırmamaktır.
Dünya sahnesinin ve binyıllık sistemlerin yıkılışından doğan toz dumanın arasında; artık ne kulağımıza ilişen seslere ne de gözümüze ulaşan görüntülere inanabiliriz.
Görünenin arkasını, işitilenin arasını -hissederek- ayırt etmek durumundayız.
Dualitenin giderek suptilleşen, suptilleştikçe de daha derinleşen kutuplarında aydınlığın ve karanlığın, yokluğun ve varlığın süregelen savaşı; Dünya sahnesinde sergilenmektedir.
Ayırtetmek; netlik, sadelik ve basitlik demektir. Bir şekilde her şeyin ayan beyan Ol’masıdır. Şimdiye kadar öğrendiğimiz ve uyumlandığımız ve aldığımız öğretilerin, bilgilerin, enerjilerin hepsinin Biz de birleşerek Tek Biliş Tek Görüş halinde; bize ikiliğe düşmeden ve içimizde endişelere korkulara neden almadan YOL gösterebilmesi anlamına gelir.
Veya bizim basitçe yürüyeceğimiz Yol’umuzu görmemiz ve yüzde sonsuz güvenle ve gönül rahatlığı ile yolumuza devam etmemizdir.
Net-sade ve basit Ol’mak; insanı koşullara bağlayarak beklenti içinde bırakan, ihtiyaçlara tutsak ederek ikiliğe düşüren ve sonuçta bilinçli veya bilinçsiz kendisinden uzaklaştığı için ayrılığın geriliminden; kendine ve diğerlerine dolayısıyla -Yaşama- zarar vermesine neden Ol’An her türlü korkunun ve ümidin -“şeylerin” içsel olarak bitirilmesi-hesapların defterlerin alacağın vereceğin kapatılmış olması halidir.
Yol’da olup ta hala İçsel olarak alacağımızdan-vereceğimizden kopmamışsak; verip veriştiriyorsak, ona buna tutunuyorsak, kendimizden başka bir şeylerden ve birilerinden medet umuyorsak, verdiğimizi sanıp ta arkamızda sürekli biriktirmeye devam ediyorsak, sevgimiz hala dilimizde, bilgimiz zihnimizde, merhametimiz eylemsiz, eylemlerimiz hissiz, hislerimiz -Bizsiz- ise; teslim edilmemiş dünya arzularımızla; kılıçtan keskin sırat köprülerinden, kıldan ince cennet kapılarından, bu kadar yükümüzle nasıl geçebiliriz.
Bırakalım gitsinler hepsi; herkesin ihtiyaç duyacağı ne varsa O Ol’An bizimle artık. Sadece ayırt etmemiz gerekiyor. Hissedişlerinize lütfen güvenin.
Ayırtetmek bilinçli Ol’manın, şuurdan bilince geçmenin ve ölümden yaşama dönmen başlangıcıdır.
Ayırtetmek farkındalıktan yüksek Alemlerin (süptil-ince) aracı olan hissetmeye; görme-duyma-dokunma-işitme-ses=Tek Bilişe geçişidir.
Bu nedenle ayırtetmede ustalaşmak için; kalbin yasalarını hatırlamak ve yasaların kendisi Ol’arak; içsel akışımızla ve evrenle birlikte dengelenmek, merkezlenmek; insanlık ve tek tek hepimiz için hayati derecede önemlidir.
Gelmekte Ol’An günlerin doğasından, nefsin bütün kandırmacalarının, aldatmacalarının, maskelerinin, kıvırmalarının son dakika uzatmalarının hükümsüz kalacağından; ve maalesef -bir arada derede- hiç kimse bir yerlere ve bir şeylere kaynayıp-tutunup geçişi yapamayacağından; herkesin ayrıtetme yeteneğini keskinleştirmesi ve hissetme mekanizmasını hareket geçirmesi kendisini serbest bırakması hayrınadır.
Hissetmek bizi Gerçek İnsan yapacak. Ve ancak gerçek insan hissettiği için hareket geçecek ve Eylemin kendisi olacak.
Ol’acak.
Hissetmek Ruhsal olarak hareket geçmek demektir.
Ruhun hareketlenmesidir.
Ve Ruh sevgidir. O’ndandır.
Ruhun hareket geçmesi sevginin eylemde Ol’masıdır.
Eylemdeki sevgi Ol’maktır.
Kalbin kanunlarını; O’nu; SEVGİYİ bu dünyada (fiziksel alemlerde) gerçek kılmaktır.
ÖZGÜR İRADE İLE Eylemdeki sevgi Ol’duğumuzda; Alemler yüreğimizde birleşmeye başlar. Tıpkı bir sis bulutu gibi ikilik dağılır. Görüş tekleşir. Görüşün Tek’leşmesi aradaki bağlantıları ve Bir’liği belirli süreklilikte ve yoğunlukta hissetmeniz anlamına gelir.
Dünyasal hayatımızda -yuvada- güvenlikte veya büyüklerin dediği şekli ile dört başı mamur Olma halini çok boyutlulukta yaşayabilme durumudur.
İnsanlığın hayatta kalması kalbin yasaları öğrenmesine ve kalbi fiziksel alemlerde gerçek kılmasına bağlıdır.
Kısaca HİSSEDEREK yaşamasına bağlıdır. Hissetmeyen hislerine ket vuran yüksek alemlerde kör-sağır veya bitkisel hayata gibi olur.
Göremez duyamaz hiç bir şeyi bilemez.
Kim ki; Yaradan’ın insana nasıl bir kaderi (Kendinin Sorumluluğu) armağan ettiğini hissedilebilseydi; idrakin ışığından; sevgiden ve aşktan Ruhu kamaşırdı.
Ve elinde neyi var neyi yok hepsini de bırakıp yalın ayak başı kabak Yol’a düşerek Eylemdeki Sevgi Ol’urdu.
Tekne kadar boyu ile kainattın gerçekliğinde varlığa çıkan ve alemde beklenen; nadide bir çiçeğe bakar gibi gözünün içine Rahmetle sevgiyle aşkla bakılan El İnsan’a gönül yüceliği yakışır.
Gönül yüceliği artık ne isek O Ol’maktır.
Ne eksik Ol’maktır. Ne de fazla Ol’maktır.
Fazlalıkları gerçekten bırakmak. Alınması gereken kararları ve Kendinin Sorumluluğunu da gerçekten almaktır.
Asalettir. Vaad edilen kaderini gerçekleştirmeyi kimsenin eline bırakmamaktır. Kimseden medet ummamaktır.
Kaderini gerçekleştirme cesaretidir. Zekasıdır.
İhtiyaçsızlıktan doğmuş koşulsuzluğun, zararsızlığın; masumiyetinde ve vakarındadır.
Asalet insan olmanın farkıdır.
Çünkü İnsan Evrenin Muhteşem Çocuğudur.
Muhteşem Ol’mak basitçe; kendimiz Ol’maktır. Özgürlüğü düşleyebilmek ve içimizdeki sevgiyi özgür bırakabilmektir.
Ve O; özgürlüğü - sevgiyi düşleyebildiğimiz yaşayabildiğimiz ve yaşatabildiğimiz her yerde olacaktır.
Özgürlüğü; İçimizden birisi başardığında hepimiz başarmışızdır.
İçimizden birisi bile başaramamışsa hiç birimiz başarmış sayılmayız.
Özgürlüğün, sevginin, aşkın, bolluğun, bereketin, barışın, huzurun kısaca -kendimiz- Ol’manın ayırtında O’lmamız dileğimle…
Nilgün Nart
28.10.2008 İstanbul / Turkiye
Ruh Duruşuna ve Kavrayışına hizmet eden bakış açıları ve öneriler
Yeni Dunyanin parolasi;
"Ozgurlugu; Icimizden birisi basardiginda hepimiz basarmisizdir.
Icimizden birisi bile basaramamissa hic birimiz basarmis sayilmayiz."
*İnsanın; dünya lineer zamanına göre binlerce yılda oluşmuş illuzyonun labirentinden ve sürekli yarattığı kalıpların içinden biran önce çıkması hayrınadır.(zihinsel süreçlerinden) Labirentten çıkabilmesi de uygun tanımlara ulaşmasına bağlıdır. (Evrensel Yasalar ve Büyük Tablo; ki Büyük Tablo (insan için) El İnsan Ol’Arak Yaradılışta Evrenlerde ve Alemlerde yerini aldığı tablodur) Öyleyse tanımlardan maksat Büyük Tablo ile rezonansta olan tanımlardır. Bu tanımlar Uygun hissedişlere vesile olur. Ki hissedişler “Kendin Ol’manın- yapıtaşlarıdır. Ve önemlidir.
*Tanımlar için objeleri veya olguları sembolize eden şekillerin; neyi temsil ettiğine ve şimdiye kadar neyi yarattığına bakınız. (pirinci ayıklarken kara taştan değil, pirinç gibi olan ama taş olan beyaz taşları ayırtediniz. Beyaz taşları bulunuz ve ayırınız.) Hissetmek, sizin için sizin hissetmeniz bu nedenle bu kadar önemlidir. (başkasının, medyumun veya bir başka arkadaşınızın değil sizin ne hissettiğiniz ve nasıl hissettiğiniz önemlidir)
*Ruhsal dünyada ikiliğin (karanlığın) çalışma sistemi tanımların altını boşaltarak insanları manalardan uzaklaştırmalarıdır. Manalar ve anlamlar insan için önemlidir. Yaşamı devam ettirten ve Güzelliği iyiliği ortaya çıkaranlardır. Değerlerin erozyonuna izin vermeyiniz. Manalarda erozyon başladı mı, kendinize ekeceğiniz hiç bir tohum o topraklarda yetişemez. Nerede varoluş nedenlerinizin elinizden alındığını ayırtediniz. Siz azalmak için eksilmek için burada değilsiniz. Sevgiyle çoğalmak ve genişlemek ve Bütün olduğunuzu bilmek için buradasınız.
*Bilgiyi kim verirse versin ve nereden alırsanız alın; güç teslimiyetine neden oluyorsa istisnasız bırakınız. Hiç bir şeye ihtiyacınız yok. Her seferinde -kendinizi- (kalbinizi) seçiniz. İsa - Buda - Osho- melek...v.s olmak için burada değiliz...ki zaten dünya bilgeleri kendileri olduğu için, ... kendilerini bildiler ve veli oldular. KENDİMİZ Ol'mak için buradayız.
*İkiyi Bir eylemek; iki yarımın bütün olması, yada parçanın bütüne katılması demek değildir. Bir Ol'mak -illüzyon ikiliği- görerek Tam ve Bütün Ol'duğunu bilmektir.
*Ne Ol’mak istediğinizi ve nereye gitmek istediğinize sevgiden hareketle karar veriniz ve bu kararınızda ne olursa Ol’sun durunuz. Bırakmayınız. Manyetize Ol’maya başlayınız. Her vazgeçiş savrulmadır. Savrulmanın artacağı alanlardayız. Kısaca Ruh Duruşunuzu sabitleyiniz. Duruşunuz Ol’unuz. Duruş ki; siz huzurda mutlulukta bollukta refahta sağlıkta şifada sevgide aşkta ve Bir de berrak sade ve net bir şekilde durabiliyorsanız Duruştur. Sanrılar ve illüzyonlar içindeki huzursuzluk değildir.
*Çok boyutluluk parçalılık değildir. Çok boyutluluk diğer senlerle bütünlenmek değildir. Çok boyutluluk basitçe hatırlamaktır. An be An kendini hatırlayarak ve her hatırlayışa tam ve bütün olduğunu bilerek her An’da; bir kez daha ve sonsuz kez daha Tam ve Bütün Ol’maktır.
*Dünya bilgeliğinin ve üstatlığının incilerini hatırlayınız ve çekildiğiniz bilgilere tekrardan göz gezdiriniz.
*Kendi Bilgilerinize güveniniz.
*Bilge Ol’duğunuzuda biliniz. Bilge Ol’mak şimdiye kadar öğrendiğiniz bilgileri bütün bir bilişle kullanabilme kapasitesidir. Bilgileri hatırlamıyorum derseniz bu uygundur. Bilgilerinizi hatırlamadığınızda; hepsi birbirine sarmaşık gibi sarıldığında, Bilgesinizdir.
*Hislerinize güveniniz. Hisleriniz bütünsel içgüdüdür. Hislerinize güvenmek; bütünün hayrına hareket etmek için NEDENDE Ol’maktır.
*Manalarınızın erozyonuna izin vermeyiniz. Toprağınız yoksa; Gül bahçesini nerede yetiştirebilirsiniz ki. Ve siz bir gülseniz, toprağınızın nasıl eksildiğini bilirsiniz. Hissedersiniz.
Yazan Nilgün Nart
Etiketler:
ayırtetmek,
bilgelik,
evrensel insan,
evrensel varoluş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)